Gavur Gölü’nün Yüzen Adaları ve Sakinleri
Güncelleme: 27 Şubat 2026
100 Yıl öncesine kadar Gavur Gölü üstünde yüzen adalar olduğunu, bu adaların bir tanesinin üstünde 6 haneli Gölköy isminde bir köy bulunduğunu duymuş muydunuz? Gavur Gölü incelememe, İngiliz Zoolog Danford’un kuşlar peşinde yaptığı seyahate ve Hugo Grothe’nin fotoğraflarına göz atanlar bu adaların varlığını hatırlıyorlardır.
Bugün adalar üstündeki yaşam hakkında detayların yer aldığı 1900’lerin hemen başında yazılan Almanca bir haberi sizler için çevirdim. Ben yazıyı hazırlarken göl ve ada hakkında pek çok şeyi ilk kez duydum. BBC yapımı İnsan Gezegeni belgeselindekilerden eksiği olmayan yüzen ada üstündeki fantastik yaşamı hayal ettikçe şaşırdım. Hem doğa hem insan unsurunu bir arada barındıran bu eşsiz mirastan günümüze hiçbir iz ulaşmadığını düşündükçe de üzüldüm. Umarım siz de yazıyı beğenir, ortaya çıkardığım bu yepyeni bilgileri bana destek olmak adına sevdiklerinizle paylaşırsınız.
Çeviri bölüm şimdi başlıyor. Keyifli okumalar dilerim.
Yüzen Bir Köy
Maraş’a sekiz saat uzaklıktaki Gavur (Kafir) Gölü’nün ortasında Gölköy yüzmektedir. Altı evin bulunduğu bu yüzen adaya, tek bir ladin gövdesinden oyulmuş 5 m uzunluğunda ve sadece 50 cm genişliğindeki kayıklarla, etrafı sazlık ve otlarla çevrili kıvrımlı su yollarını kullanarak bir saatte ulaşılıyor. Adanın tüm kıyısı sazlarla düzgünce kaplı olmasına rağmen, su seviyesinden yüksekliği çok az olduğu için her yerini su basıyordu.
Her evin ortasındaki ateş yakma yerine kasabadan kayıkla toprak getiriliyor. Ada, su içinde büyürken birbirine dolanan kamış köklerinden oluşuyor. Kulübeler adanın tabanına çakılmış ve çatıya kadar yükselen 15 cm kalınlığındaki kazıklar üzerine inşa edilmiş. İnsanlar kulübelerini inşa ederken öncelikle kalın bir kazığı yatay olarak suya batırıyorlar. Sonra bir diğerini su içinde yüzen bu kazığın üzerine dik olarak yerleştiriyorlar. Böylelikle evlerin direği çürümüş köklere kadar uzanmamış oluyor.
Çok hafif inşa edilen evler ilkbahar rüzgarlarıyla dağılıp zarar görüyorlar. Bu nedenle her sonbahar baştan aşağıya yenilenerek kışa hazırlanıyorlar. İnsanlar yıllar önce buna benzer bir başka adada yaşadıklarını, o ada çürüdüğü için buraya taşındıklarını söylediler. Burada ne kadar süredir yaşadıklarını tam olarak bilmiyorlar, ancak dedeleri ve büyük dedeleri onlara en az 200 yıldır burada yaşadıklarını söylemişler.

Adaya vardığımızda fotoğrafta görülen uzun beyaz entariler içindeki uzun ince yapılı genç adam dışında köyün tüm erkekleri balığa çıkmıştı. Neden sadece 6 ev ve 6 aile yaşıyor diye sorduğumuzda:
“Üzerimizde bir lanet var. Eskiden bir bey bizden vergi toplardı. O zamanlar bir de öğretmenimiz vardı. Bir gün öğretmenin adada olduğu vakitte beyin adamları vergi toplamaya geldi. Hepimiz suya atladık ve öğretmene bizim yerimize ödeme yapmasını söyleyerek onunla alay ettik. Öğretmen gerçekten ödeme yaptı ama “Haneniz altıyı geçmesin!” diye de beddua etti. O günden beri ev sayımız altıyı hiç geçmedi.” diye cevap verdiler.

Köylüler Müslümanlar ama namazda pek gözleri yok. Yaradana karşı vazifelerini hakkıyla yerine getirmiyorlar. Günahları çok. Yalan söylüyor ve küfrediyorlar. İyi tarafları da var. Hiç çalmıyorlar. Muhammed’in kendilerini kurtuluşa erdireceğini umut ediyorlar.

Nasıl oluyor da bilmiyorlar? Çünkü adada şu anda hiç öğretmen yok. Okuma yazma bilen bir kişi bile yok. Geçmişleri hakkında da hiçbir bilgiye sahip değiller. Türk olduklarını, Kürt olmadıklarını söylüyorlar. Antep’ten Dr. Şepırd bu köylülerin Türk ya da Kürt olduklarını düşünmüyor. O adada yaşayan yerliler olduklarını söylüyor.
Gölün devasa balıklar barındırdığı ve bunları mızraklarla yakaladıkları söylüyorlar. Efsaneye göre bir zamanlar gölün ortasında müstahkem bir kale varmış. Dahası bu kalenin kalıntıları hala göl tabanında gömülü imiş.
P. Brunnemann
