Gavur Gölü: Maraş’ın Kızıldeniz’e Açılan Kapısı

Ürdün Grabeni uydudan
Ürdün Grabeni uydudan
Ürdün Grabeninin Kuzey Ucu

Kahramanmaraş Kızıldeniz’e açılır dersek ne dersiniz?

Kızıldeniz’in Arap Yarımadası içlerine doğru uzanan kısmı Akabe Körfezi, Lut Gölü ve Amik Ovası boyunca uzanan Ürdün graben sisteminin (jeolojide alçalmış yeryüzü bloğu) en kuzeyde sonlandığı yer Kahramanmaraş’tır. Akdeniz’in doğu kıyısında kuzey-güney doğrultusunda birbirine paralel uzanan iki dağ silsilesi arasında yer alan bu çöküntü alan, uydu fotoğrafları incelendiğinde Kahramanmaraş’tan Kızıldeniz’e ulaşan bir kanalı andırır adeta.

Özellikle güney kısmı dünyanın en alçak bölgelerini oluşturan bu çöküntü hattı boyunca denize ulaşamayan yüzey suları Lut (Ölü Deniz), Galile ve Amik gibi önemli göller oluşturmuştur. Bu göller barındırdıkları su potansiyeli ile bitkiler, hayvanlar ve insanlar için son derece elverişli yaşam koşulları oluşturmuştur. Dünyada yaşamın ilk görüldüğü değerli sulak alanlardan¹ olan bu göllerden bir tanesi de Türkoğlu ilçemizin 10 km güneyinde bulunan Gavur Gölü’dür.

Biz bu çöküntü alan üzerinde kalan göllere diğer ülkeler kadar önem vermemişiz. Bugün İsrail sınırları içerisinde kalan Galile Gölü bölgenin en önemli turizm merkezlerinden bir tanesi konumundadır. Bizde ise bu göller 1950’lerden itibaren sıtma kaynağı olarak değerlendirilmiş ve kurutulmaya çalışılmıştır. Kurutma çalışmaları büyük oranda başarılı olsa da Gavur Gölü hala varlığını sürdürmekte, bölgeye can vermeye devam etmektedir.

Göl yüzeyinde papatyalar
Göl yüzeyinde papatyalar

Kurutma çalışmaları sonucunda açılan devasa kanallarla Gavur Gölü, sularının büyük bölümünü Aksu Çayı’na boşaltmaktadır. Bugün ilkbaharda 30.000 dekar yüzey alanına kadar ulaşabilen göl, yaz aylarında Minehöyük’ün 1 km batısındaki sadece birkaç dönüm yüzey alanına sahip bölgeye hapsolmaktadır.

Karların eridiği ve yağmurların devam ettiği aylarda Maraş’tan Adana istikametine giderken Türkoğlu ilçesini geçtikten sonra yolun solunda göz alabildiğine uzanan bu gölü, bazı yıllar haziran ayının ortalarına kadar görebilirsiniz. Göl nisan ve mayıs aylarında, üzerine beyaz bir çarşaf örtülmüş, sanki bir toz tabakası ile kaplanmış gibi görünür uzaktan. Yaklaşınca suyun üzerindekilerin papatya olduğunu görür ve şaşırırsınız. Suda papatya mı yetişirmiş diye?

Kuşların Göç Yolları Üzerinde Önemli Bir Nokta

Yüzlerce kuş türü kurutma çalışmalarına kadar Avrupa ve Afrika arasındaki göç yolları üzerinde Gavur Gölü’nde konaklarmış. O dönemler Gavur Gölü kuş cenneti olarak anılırmış. Balıkçıl, turna, pelikan, uzunbacak gibi birçok tür artık konaklamıyor sadece mola verip, su ihtiyaçlarını karşılayıp yollarına devam ediyor.

Göçmen kuşlarBugün Gavur Gölü, her türlü olumsuzluğa rağmen Kahramanmaraş’ın en iyi kuş gözlemi yapılabilecek noktalarından bir tanesi. Göçmen kuşları ve gölü seyretmek isteyenler için birkaç tane ideal nokta var: Beyoğlu’ndaki Kale Park, Ceceli yol ayrımındaki tepe ve Minehöyük’ün yüksek sırtları.

Gölü daha yakından görmek isteyenler içinse tek alternatif Minehöyük yoluna döndükten sonra kurutma çalışmaları kapsamında açılan devasa kanalların her iki yakasında bulunan ve gölü bölümlere ayıran yollar idealdir. Bu yolların bazıları su seviyesinin yüksek olduğu dönemlerde su altında kalmış olabilir, takip ettiğiniz yol sizi gölün içine ulaştırabilir. O nedenle yol işaretlerine dikkat etmekte ve aracınız hızını yükseltmemekte fayda var.

Gölde bugün birkaç balık türü de yaşıyor. Henüz tadamadık ama Maraş’ta sadece bu gölde yetiştiği söylenen ve pullu balık denen balığı yöre halkı ziyadesiyle methetmektedir. Gölde kurbağa avcılığı da yapılmaktadır. Köylüler tarafından avlanan kurbağalar Adana ve diğer illerdeki su ürünleri tesislerinde işlenerek turistik bölgelerdeki lüks restoranlara ve yurtdışına satılmaktadır.

Üzerinde Yaylacıların Yaşadığı Yüzen Adalar
Gavur Gölü’nde Yüzen Ada, 1906

Yazıyı ilk yayınladıktan bir yıl sonra internette altındaki not olmadan karşıma çıkan ve Elbistan’da çekildiği belirtilen yandaki fotoğrafın izini sürerken fotoğrafın yayınlandığı asıl kaynağa(Asya Türkiyesi ve İran-Mezopotamya Sınırındaki Dağlardan Coğrafi Karakter Resimleri, Hugo Grothe, 1909, Liepzig)  ulaştım ve fotoğrafın Gavur Gölü’nde 1906-1907 yıllarında çekildiğini öğrendim. Daha ilginci ise altındaki Almanca notta gizliydi.

Gavur Gölünün yüzen adasındaki Kürtler çalı kulübelerinin önünde. Yazın Nurhak dağında(Elbistan’ın Doğusu) konaklarlar.

Verimli göllerde yetişen bitkilerin dal ve köklerinin zamanla bir araya gelerek su üzerinde hareketli ve yaşayan adacıklar oluşturduğunu biliyordum. Bunun ülkemizde en bilinen örneği yaz aylarında ziyaretçi akınına uğrayan Bingöl Solhan’daki ortalama 20 m² yüzey alanına sahip yüzen adalardır. Gavur Gölü’nde kurutulmadan önce yüzen adalar varmış. Hem de üzerine göçerlerin çadır kurup yerleşebileceği kadar büyük yüzen adalar. Neleri yoketmişiz kendi elimizle.

Gavur Gölü'nün ortası
Gavur Gölü’nün ortasında
Bütün Canlılar İçin Hayat Kaynağı

Gavur Gölü sadece papatyalara, yüzen adalara oluşturacak su bitkilerine, kuşlara ve kurbağalara can vermemiş, 2000 yıl öncesine kadar Maraş Fili’ne dahi ev sahipliği yapacak düzeyde hayat kaynağıymış Gavur Gölü. Maraş düzlüklerinde artık sadece Afrika ve Asya’nın belirli bölgelerinde bulunan filler adımlarmış o zamanlar.

 

Bu sulak alan aynı zamanda insanlar içinde ideal yaşam koşulları hazırlamıştır binlerce yıl önce. Gavur Gölünün çok yakınında bulunan Domuztepe Höyüğü’nde yapılan çalışmalar buranın; 8000 yıl önce henüz ilk şehirler(yönetilen, kuralları olan) dünyada kurulmamışken birkaç bin kişilik nüfusu ile o zamanlarda dünyanın en büyük yerleşim bölgesi olabileceğini göstermiştir. Domuztepe Höyüğü’nün sakinleri kesin olarak bilinmemekle birlikte; çevresel veya sosyal nedenlere bağlı olarak sadece 1000 yıl yaşadıktan sonra bölgeyi terk etmişlerdir². Maraş Fili’nin neslinin tükenmesi de Domuztepe yerleşiminden 4000-5000 yıl sonraya denk gelmiştir. Müze bilgi kartlarında ve yaptığım okumalarda karşıma çıkmayan bu bağlantı çok ilginçtir ve bugüne kadar yapılmamışsa eğer uzmanlarca araştırılması gereken önemli bir konudur. Muhtemelen Domuztepe yerleşimi sonrasında Gâvur Gölü’nün tahribata uğramaya başlamasıyla kendine yaşam alanı bulamayan Maraş Fili, bugün hala akraba türleri Asya’da yaşamını sürdürse de, tarih sahnesinden 2000 yıl önce silinmiştir.

Artan dünya nüfusuyla zaten her yıl daralan sulak alanlardan biri olan Gâvur Gölü, yarım yüzyıl kadar önce başlayan ve tüm Türkiye’de olduğu gibi sıtma ile mücadelede uygulanan yanlış çevre ve sağlık programları kapsamında kurutulmak istense de tam olarak başarılı olunamamıştır. Gâvur Gölü’nde yaşayan kuşlar, yılanlar ve diğer canlıların sayıları her geçen yıl azalsa da göl çevreye hayat sunmak için adeta inat etmiş ve kurumamıştır. Bugün ise tüm Türkiye’de uygulanan sulak alanların kurutulması politikasının yanlış olduğu anlaşılmış ve bu alanların tekrar eski haline getirilmesi, en azından ileriki nesillere küçük bir modelinin korunarak aktarılması konusunda farkındalık oluşmaya başlamıştır.

Umarız bu farkındalık gölü yok olmaktan kurtarmak, yeniden rehabilite etmek ve tekrar kuş cennetine çevirmek adına projelere ve somut adımlara dönüşür.


¹ Doç Dr. Serhan Oksay – Kadir Has Üniversitesi, Dağların Gazeli Maraş, YKY, 2010

² Stuart Campbell – Manchester Üniversitesi, Dağların Gazeli Maraş, YKY, 2010

Facebook Yorumları

Yusuf

Şeyma'nın eşi, Bilal'in babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Bisiklete binerim. Dağda ovada suda gezerim. Uçmak istiyorum ama tereddütlerim var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir