Urfalı Mateos Vakayinamesinde 1114 Yılı Büyük Maraş Depremi

Güncelleme: 23 Ocak 2023

Urfalı Mateos ve Vakayinamesi

Urfalı Mateos’un kim olduğuna dair kendi vakayinamesinde belirttiği “Ben, Mateos, Urfalı bir Rahip.” ifadesi dışında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. 11 yy. sonlarında doğduğu 12. yy ortalarında vefat ettiği tahmin ediliyor. Eserinde dönemin dini ve siyasi otoritelerini karşı kullanabildiği eleştirel dilden hareketle Ermeni Apostolik Kilisesi mensubu olduğu sanılmaktadır.

Urfalı Mateos Vakayinamesi 952-1129 yıllarını kapsamaktadır. Mateos ömrünün önemli bir bölümünü bu esere yazmaya ayırmıştır. 952-1052 arasını kapsayan birinci bölüm sekiz yıllık bir dönemde (1102-1110), 1053-1102 arasını kapsayan ikinci bölüm ise on beş yıllık bir dönemde (1110-1125) yazılmıştır. Sonraki on yıl boyunca Mateos başkalarının çalışmayı devam ettirmesini beklemiş, bunun gerçekleşmediğini görünce 1103-1129 arasını kapsayan üçüncü bölümü muhtemelen 1136-1137 yılları arasında yazmıştır. 1137-1162 yıllarını kapsayan ilave ise sonraki dönemlerde Papaz Grigor tarafından metne eklenmiştir.

Eser Haçlı Seferleri ve bu seferlerin yaşandığı coğrafyada ö dönemler hüküm süren Bizanslılar, Araplar, Persler, Selçuklular ve Ermeniler hakkında kıymetli bilgiler içermektedir. Eser aynı zamanda dönemin politik ve dini ortamına ilişkin zengin bir kaynaktır. 1054 yılında ortaya çıkan süpernova, Vakayinamede Mateos tarafından anlatılan bir dizi kehanetin arka planını oluşturmuştur. Vakayiname bu yönüyle astronomi tarihi açısından da önem arz etmektedir. Dönemine ışık tutan geniş bilgileriyle Avrupa ve Ortadoğu coğrafyasından büyük ilgi gören eser 1858 yılında Fransızca’ya, 1991 yılında modern Ermenice’ye, 1993 yılında ise İngilizce’ye tam olarak çevrilmiştir. Hemşerimiz Mükremin Halil YİNANÇ’ın öğrencisi olan H. D. Andreasyan tarafından hazırlanan Türkçe çeviri ise 1962 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmıştır.

Eseri 2017 yılında R. Bedrosyan önceki çevirilerdeki bir takım hataları gidermek ve herkesin ulaşabileceği ücretsiz bir kaynak oluşturmak amacıyla 2017 yılında İngilizce’ye çevirmiş ve açık kaynak olarak internette yayınlamıştır. Ben de aşağıdaki çevirimde Bedrosyan’ın İngilizce metnini kullandım.


Çeviri metin bu bölümden sonra başlamaktadır. Keyifli okumalar dilerim.


1114 Yılı

Bu yıl ilahi gazap tüm yaratılmışların üzerine indi. Çünkü her şeye gücü yeten Tanrı yarattıklarına büyük bir öfkeyle bakıyordu. Çünkü peygamberin “Öyle bir zaman gelecek ki, iyiliği hakim kılacak ne prens, ne peygamber, ne de önder bulunacak.” sözleriyle işaret ettiği gibi bütün insanlık bu dönemde doğru yoldan sapmıştı. Herkes dinsizliğin günahlarla dolu yoluna yönelip Tanrı’nın tüm emir ve buyruklarına karşı gelmişlerdi. Ne prensler, ne askerler, ne kanun adamları, ne önderler, ne de din adamları Tanrı’nın yolunda sabit durdular. Aksine Tanrı’nın en büyük günahlar arasında değerlendirdiği bedeni ve dünyevi arzularının peşinden koştular. Peygamberin “İşte! Yeryüzüne baktı ve onu titretti.” sözünde belirttiği gibi günahkarlığı gören Tanrı yarattıklarına gerçekten öfkeyle baktı. Rablerinin gücünden dehşete kapılan tüm mahlukat kendini yıkıma teslim etti.

İşte olanlar. Mareri ayının 12’sine denk gelen bir Pazar gününde, Haç’ın Bulunuşu Yortusunda, ne daha önce, ne günümüzde, ne de Kitap’ta benzeri duyulmamış bir gazap tezahürü olan muazzam bir yıkım dünyanın üzerine indi. Biz derin bir uykudayken, ani bir patlama ile korkunç bir infilak meydana geldi. Gürültü bütün dünyada yankılandı. Karaları ve dağları yerinden oynatan şiddetli bir sarsıntı hissedildi.

Kayalar ve tepeler parçalandı. Korkunç öfkenin şiddetinden dağlar ve tepelerin kükremeleri işitildi, dehşete düşmüş hayvanlar gibi çığlıkları yankılandı. Bu sesler çok kalabalık bir ordunun çıkardığı gürültüye benziyordu. Tanrı’nın kudretinden korkan bütün mahlukat, çalkalanan bir deniz gibi sarsıldı ve titredi. Bütün ovalar ve dağlar tunç gibi çınlayıp kasırgaya tutulmuş ağaçlar gibi sallanarak savruldular. Tüm mahlukat uzun süredir hasta olan bir insan gibi çığlık atıp inleyerek büyük bir korkuyla acı sonunu bekledi. Ülke kederli bir kaçak gibi büyük bir dehşet içindeydi. Her yerden mahkum edilmiş bir insan gibi feryat ve figanlar işitiliyordu. Depremin ardından gecenin içinde bir saat boyunca devam eden bu seslerden korkan herkes hayattan ümidini kesti ve “İşte son günümüz, Kıyamet Günümüz geldi.” dedi. O günkü manzara böyleydi.

Günlerden Pazardı. Çıkan gürültü çok şiddetliydi. Ay küçülüyordu. Sanki Kıyamet kopuyordu. İnsanlar dehşete kapılmış ve umutsuzluğa düşmüşlerdi. Ölü gibiydiler. Bu gece boyunca birçok şehir ve bölge harap oldu. Sadece Frank bölgeleri yıkıma uğradı. Diğer bölgeler ya da diğer halklar hiçbir şekilde zarar görmedi. Zarar gören yerler arasında Samsat, Hısnımansur, Keysun ve Raban şehirleri vardı. Maraş şehri korkunç bir şekilde yıkıma uğradı. Tek bir kişinin bile sağ kurtulamadığı bu kalabalık şehirde yaklaşık 40.000 kişi öldü. Benzer şekilde Mamistra (Misis) da sayısız erkek ve kadınla birlikte yok oldu. Dahası diğer pek çok köy ve manastır binlerce, on binlerce erkek, kadın ve çocukla birlikte yerle yeksan oldu. Kara Dağ‘daki Barsegheants Manastırı, yeni yapılan bir kiliseyi kutsamak için orada toplanan Ermeni ruhaniler ve rahiplerin üzerlerine çöktü. Otuz ruhani ve iki rahip kilisenin altında kalarak öldü. Kalıntıları bugün de orada… Benzer şekilde, Maraş yakınlarındaki büyük Yesuants Manastırı yıkıldı ve tüm din adamları enkaz altında kaldı. Deprem durduğunda yağmaya başlayan kar tüm zemini kapladı. Ermenilerin büyük ve görkemli rahibi Maşgvor da denilen Grigor aynı yerde öldü. İnananlar günahları yüzünden böyle büyük bir ilahi gazap yaşadılar. Çünkü insanlar Tanrı’nın doğru yolundan ayrılıp sapkınlık yolunu izlediler. Kutsal Kitaptaki emirleri göz ardı edip ve çılgına döndüler. Tıpkı Nuh’un devrinde olduğu gibi, amelleri kendilerini yok edene kadar yediler ve içtiler. Günahlarıyla hak ettikleri Tanrı’nın gazabı üzerlerine ininceye kadar eğlendiler. İşte çok büyük suçlar işleyen kötülük yolcularını böyle öldürdü.


Çeviri metin bitmiştir.

Facebook Yorumları
Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Yusuf Köleli

Şeyma'nın eşi, Bilal ve Barış'ın babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Maraş'ı yürüyerek, bisiklet üstünde, yamaç paraşütüyle ve yüzerek keşfetmeye çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir