Kayıp Ada: Elbistan ve Küçük Ceyhan

Yıllar önce buradan Küçük Ceyhan akardı.
Yıllar önce buradan küçük bir nehir akardı.

Başlığı yanlış atmadım. Elbistan tarihi kent merkezinin 40 sene öncesine kadar etrafının sularla çevrili olduğu doğrudur. Elbistan, şehrin girişinde ikiye ayrılarak kenti çepeçevre dolaştıktan sonra tekrar birleşen Ceyhan Nehriyle bir ada konumundaymış bir zamanlar.

Küçük Ceyhan

Ceyhan’ın yavrusu diyebileceğimiz, kent merkezine girişte nehrin ana kolundan ayrılarak şehrin doğusunu ve kuzeyini dolaştıktan 1 km sonra ana kolla tekrar birleşen, halk tarafından Küçük Ceyhan adı verilen nehrin bu küçük kolunu, Elbistan’a ilişkin büyüklerin öykülerini dinleyen ya da eski fotoğrafları karıştıran çok az sayıda insan dışında kimse bilmez. Zira birazdan anlatacağım belgesellere konu olacak gerekçelerle, maalesef 40 yıl önce Küçük Ceyhan kurutularak yatağı doldurulmuş ve caddeye dönüştürülmüştür.

Hafıza Kaybı Yaşayan Bir Kent

Sadece yeni nesle hatırlatmak amacıyla yazacakken görüşmelerim sırasında dönemin canlı tanığı olan yaşlıların çoğunun, Küçük Ceyhan’ın sulama amacıyla yakın tarihte açılan bir kanal olduğunu düşündüklerini öğrenince, konuyu genişletmeye karar verdim.

Yaptığım araştırmalarda karşıma ilk önce İngilizce bir kaynak çıktı. İstanbul’da bulunan İngiliz Askeri Ateşeliği için 1904 yılında Francis Richard Maunsell tarafından hazırlanan Türkiye’nin Doğusu Hakkında Askeri Rapor isimli eserdi bu. Yazarın fiziki coğrafya ve sosyal yapı hakkında bilgiler veren gezi notlarıydı aslında. İlk başta gizli hazırlanan rapor birinci dünya savaşı sonrasında ortaya çıkmıştı. Raporda 3 paragrafta Elbistan’dan bahsedilmekte ve Ceyhan tasvirinde nehrin iki kola ayrılıp şehrin iki yakasından aktığı belirtilmektedir.

Küçük Ceyhan yok olduktan hemen sonra
Küçük Ceyhan yok olduktan hemen sonra

Araştırmamın devamında Küçük Ceyhan’ın varlığının daha eskilere dayandığına ilişkin belgeler olduğunu da gördüm. Yaşlılarımızın bildiğinin aksine, Küçük Ceyhan’ın, en azından yakın tarihte sulama için açılmış bir kanal olmadığını, araştırmacı Adnan Güllü’nün Elbistan’ın ismi üzerine yazdığı bir yazıda naklettiği bilgilerden anlıyoruz. Buna göre, 1237-1238 yıllarında, Selçuklu hükümdarı II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e Halep Eyyubi Meliki’nin elçisi olarak gönderilen İbnü’l Adim anılarında, Halep’ten Kayseri’ye seyahat ederken Albistan isimli bir şehirden geçtiğini belirtir. Şehrin yakınında kayalıklardan doğan nehrin, şehrin girişinde ikiye ayrıldığını, şehri çepeçevre saran bu iki kolun sonra tekrar birleştiğini de söyler.

Bu anılardan Küçük Ceyhan’ın en az 800 yıldır var olduğunu anlıyoruz. O dönemden önce kenti korumak ya da tarlaları sulamak için böyle bir kanal mı açılmıştır yoksa burası doğal bir oluşum mudur bu konuya söz konusu anılarda değinilmemiştir.  Bu konuda kesin bir şey söylemek tarihçilerin işi ama biz de tahminlerde bulunabiliriz. Eğer burası bir kanal ya da hendek olsaydı; Elbistan’ın kent büyüklüğü ve nüfusunu dikkate alarak, o ölçekte bir şehir için çok yakın bir tarihte yapılmış olsa bile, böyle bir kanalın İbnü’l Adim tarafından devrin çılgın projesi olarak tarihin tozlu yapraklarına kaydedilmesi, anılarında işlenmiş olması beklenirdi. Buradan hareketle Küçük Ceyhan’ın bir kanal değil Allah’ın bize bir lütfu olduğunu söyleyebiliriz.

Kayıp Ada
Kayıp Ada

Hadi 50 – 60 yıl önceye gidelim ve bu doğa harikasını gözümüzde canlandıralım biraz. Canlandıralım diyorum çünkü o döneme ait geniş açılı fotoğraf ya da çizim bulamadım. Sadece Küçük Ceyhan’ın son dönemlerine ait olduğunu düşündüğüm Elbistan’ın havadan çekilmiş bir fotoğrafını bulabildim. Bu fotoğraf üzerinde kendi yaptığım işaretleme de okuyucular için faydalı olacaktır. Tekke Köprüsü olarak bilinen köprünün 100 metre kadar yukarısında, nehrin ana kolundan ayrılan Küçük Ceyhan, günümüzün Ahmet Karacabey Caddesi’ni 400 metre kadar takip ederek, Malatya Caddesinin olduğu kavşağa geldiğinde batıya kıvrılarak Malatya Caddesi boyunca devam eder ve şimdilerde Ceyhan Parkının girişine denk gelen kısımda tekrar nehrin ana koluyla birleşirmiş.

Elbistan’ın Ulu Camii, Cami-i Atik, Ümmet Baba Camii, Kale, Selçuklu Hamamı gibi Roma, Selçuklu ve Dulkadiroğulları döneminden günümüze kalan tarihi eserlerin tamamının (Kızılcaoba Camii dışında) 250 dekara yayılan bu adada bulunduğunu görüyoruz. Elbistan’ın o dönemler adeta ortaçağın etrafı hendeklerle çevrili kale kentlerine (Ör: Halep Kalesi) benzediğini tahmin etmek güç değil. Osmanlı’nın günümüz kent merkezindeki tek eseri olan Ceyhan Camii(19. Yy) ise bu adanın dışındadır.

Küçük Ceyhan annesine burada kavuşurdu.
Küçük Ceyhan annesine burada kavuşurdu.

Hala hayatta olan ve Küçük Ceyhan’ı hatırlayanların ifade ettiğine göre, çok değil 60-70 yıl öncesine kadar tarihi kent merkezini saran nehrin dış tarafı tamamen bostan ve tarlalar ile çevrili imiş. Kızılcaoba, Kümbet gibi bugün kentle birleşik olan yakın mahalleler kent merkezinden ayrılarmış. Hatta bu adanın oluşturduğu tarihi kent merkezinin dışından -yakın bölgelerden gelseler bile- nehri geçerek bu adaya ulaşacaklara, “nereye gidiyorsun?” sorusu sorulduğunda “Elbistan’a” diye cevap alınırmış.

Şehrin en işlek caddeleri Küçük Ceyhan üzerinde
Şehrin en işlek caddeleri Küçük Ceyhan üzerinde

Bu adanın unutuluş, Küçük Ceyhan’ın ise yok oluş hikâyesine gelecek olursak; 1950’lerin ortalarında Küçük Ceyhan’ın üstüne masumane amaçlarla berber, bakkal gibi esnaflık faaliyetlerini yürütmek üzere birkaç baraka inşa edilir. Bu barakalar zamanla çoğalır ve neredeyse 200 metre boyunca Küçük Ceyhan’ın üstü tamamen kapatılır. Zamanla bu dükkânlardan nehre kirlilik akmaya başlar, hatta bazı dükkânların içerisinde çöp kovası yerine kocaman bir delik bulunur bütün pisliği en kolay yoldan uzaklaştırmak için. Barakalar inşa edilirken oluşan tahribatla birleşen kirlilik suyun akış hızını kesince nehir pislikten tıkanır ve şehri kötü kokular ve mikroplar istila eder.

Oysaki ilk baraka kurulmadan önce; 5-10 metre arasında değişen genişliği, yer yer 1-2 metreyi bulan derinliği, aynen annesi Ceyhan gibi dibinin görüneceği kadar pırıl pırıl suların aktığı, içinde her türlü su bitkisi, balık, yengeç ve salyangozun yaşadığı, insanların eğilip su içtiği, tarlaların ve bostanların sulandığı, gençlerin ilk yüzmeyi öğrendiği, şehrin gerdanlığı ve insanların çocuğu gibi sevdiği yermiş Küçük Ceyhan.

Bu Suç Hepimizin

Masumane başlayan bir yapılaşmayla, herkesin gözü önünde, halkın kendi eliyle bir veba kaynağına dönüşür Küçük Ceyhan. 1970’lerin ortasına gelindiğinde ise belki de Elbistan’ın başına gelebilecek en kötü şey olur. Küçük Ceyhan’ın tamamen kurutulup kapatılması kararlaştırılır. Beton ve taş yığınlarıyla kapatılan Küçük Ceyhan’ın üzeri bugün hala şehrin en işlek ve geniş iki caddesine dönüştürülür. Burada o dönem bu kararı alanları kınayamıyorum çünkü dönemin imkânlarıyla ve teknik bilgisiyle belki de en mantıklı çözüm kangren olan parmağı kesmek olmuştur. Burada esas günahkar, yapılaşmaya kurban edilen, kapatılmasına sevinilecek olması kadar göz göre göre kirletilerek hastalık yuvasına dönüştürülen, bu cennet ırmağının 30 yıllık süreçte çığlıklarını duymayan, bütün insanlıktır.

Bu sorun sadece Elbistan’ın değil tüm dünyanın özellikle de son iki yüz yıldır toplumsal mimari anlayışını yitiren ülkemizin kanayan yarasıdır. Endülüs El-Hamra Sarayı, Tac Mahal, İstanbul Topkapı Sarayı’nda örneklerini görebileceğimiz havuz ve kanallarla ecdadımız Kur’an da sıklıkla geçen “altlarından ırmaklar akan cennet” tasvirini dünyamızda oluşturmak istemiştir. Kendilerinden sonraki kuşaklara sadece saraylar değil, doğası ve tarihiyle korunmuş şehirler de bırakmışlardır.

Bugün yapay kanallarla süslenen Amsterdam, Venedik, Berlin gibi şehirler dünyanın en çok ziyaret edilen şehirleridir. Bir dönem ecdadımızın da hüküm sürdüğü Budapeşte’deki Margaret Adası, dünyanın en meşhur nehir adalarından bir tanesidir. Avrupa’nın birçok şehrinde nehirlere paralel açılan kanallarla yapay adacıklar oluşturulmuş, nehirlerin kent içinden geçen kısımları-bırakın kapatılıp örtülmeyi tam tersine-genişletilip şişirilerek hem görsel bir kalite yakalanmış hem de nehirlerde şehir içi ulaşım imkânı sağlanmıştır. Eskişehir Porsuk Çayı örneği de Türkiye’de bu alanda başarılı bir çalışma olarak karşımıza çıkmaktadır. Başta İstanbul olmak üzere birçok kentimizin kanal ve nehir ıslahı projeleri vardır. Bütün bu örnekler, sürdürülebilir bir anlayışla insanın istifadesine sunulduğu takdirde, su ve nehirlerin hem gelecek nesillere korunarak aktarılabileceğini hem de kent pazarlanmasında etkin kullanılabileceğini göstermektedir.

Büyük Ceyhan da Yok Olmasın

Ceyhan’ın kent içinden kaynağı’na kadar olan bölümü son yıllarda yüksek katlı binalarla çevrelenmeye başlamıştır. Nehir kıyı şeridinden sadece 20 metre uzakta 10’ar katlı apartmanlar birbiri ardına yükselmektedir. Nehrin ana kaynağı Pınarbaşı ise özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi akını ve bilinçsiz piknikçiler nedeniyle büyük kirliliğe maruz kalmaya başlamıştır. 2016 yılının yaz ayında bu kirlilik Elbistan genelinde 50 bin kişinin içme suyundan zehirlenmesine sebep olmuştur.

Şardağı’ndan Küçük Ceyhan – 1960’lı yıllar
Fotoğraf: Lütfi Mıhçı

Yakın zamanda Ceyhan’ın yatağına ahşap kütükler üzerine yükseltilerek inşa edilen ve şehre farklı bir hava katan balıkçı barakalarını ve kafeleri hepimiz biliyoruz. Bu barakalar yukarıda anlattıklarımız gibi nehrin üstünü tamamen kapatmamakla, gördüğüm kadarıyla nehri kirletmemek konusunda hassas davranmakla ve şehrin birtakım ihtiyaçlarına da cevap vermekle birlikte görünen su yüzey alanını büyük ölçüde azaltmışlardır. Dahası kontrolsüz bırakıldıkları takdirde sayıları artacak ve nehre, Küçük Ceyhan’da olduğu gibi zarar vermeye başlayacaklardır.  Unutmayalım ki, Küçük Ceyhan’ı da yok eden ilk yapılan barakanın kontrolsüz çoğalması olmuştu. Ceyhan ile ilgili bundan sonra alınacak her türlü kararda yakın tarihte yaşadığımız bu acı olayın dikkate alınması zaruridir.

Belki bir gün Elbistan’ın çılgın projesi geliştirilir. Küçük Ceyhan yeniden Elbistan’ın gerdanına, annesinin koynuna bırakılır. Bu çılgınlık Ceyhan’a bir lütuf değil hepimizin günahının da diyeti olacaktır.


Bu yazı, sürükleyici anlatımıyla bana ilham veren eniştem Nuri Yapar başta olmak üzere öykülerini zevkle dinlediğim büyüklerim ve doğup büyüdükleri kentlerle ilgili önemli araştırmalar yapıp bize kıymetli kaynak eserler bırakan memleket sevdalıları olmasa hazırlanamazdı.

Facebook Yorumları

Yusuf

Şeyma'nın eşi, Bilal'in babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Bisiklete binerim. Dağda ovada suda gezerim. Uçmak istiyorum ama tereddütlerim var.

Kayıp Ada: Elbistan ve Küçük Ceyhan” için 6 yorum

  • 9 Mart 2015 tarihinde, saat 22:54
    Permalink

    İlk önce bu yazı için teşekkürler. Elbistan adına da güzel bir yazı olmuş. Deseler inanılmayacak bir olay. Heleki tarihi ve günümüzü yorumlama olarak dehşet güzellikte.
    Osmanlı’nın günümüz kent merkezindeki tek eseri olan Ceyhan Camii ben bu kısmı ilginç buldum bilmiyordum Osmanlı’nın tek eseri olduğunu. Yerel gazetelere linki iletilmesi gerekli kesinlikle. İyi çalışmalar dilerim

    Yanıtla
    • 10 Mart 2015 tarihinde, saat 00:45
      Permalink

      Mustafa Bey, ilginiz için teşekkürler. Aslında uzman tarihçiler değiliz. Sadece araştırmayı ve bu şehri seven, şehrin layıkıyla tanıtılmasını arzulayan bir grup arkadaşız.
      Bir konuya açıklık getirmek lazım. Sadece bizde değil birçok Anadolu şehrinde durum benzerdir. Kent merkezlerindeki tarihi yapıların çoğu Selçuklu veya Beylikler dönemine aittir. Osmanlı Elbistan’a çivi çakmamıştır anlamı çıkmasın. Osmanlı günümüze ulaşan birçok eseri onarmış, bakımlarını gerçekleştirmiştir.

      Yanıtla
  • 10 Mart 2015 tarihinde, saat 09:13
    Permalink

    Dünyanın her yerinde bir Elbistanlı olmasının sebebi galiba… Su gibi akıp gidiyoruz. Sadece Ceyhan’ı yok etmemişler. Gerçekten durup düşündüğünüzde tarih yok olmuş. Öyle ki başka şehirlerde, su geçirmek için milyarlarca dolar harcanıyor ama yine de yapılabilir, projeler üretilebilir. Mesela gondolla Pınarbaşı’ndan öğretmen evine gelinebilir. Dostluk arkadaşlığın komşuluğun paylaşmanın başkenti benim için Elbistan. Kuzeyde Sivas, Malatya, Adıyaman, Kayseri. Güneyde Maraş, Adana, Antep, Hatay komşuları. Buralardan gelen insanların ortak buluşma noktası. Hal böyle olunca kader mi bilinmez ama tıpkı Ceyhan gibi herkes birbirine minnettar. Yağlı ekmek lavaş tavamız tatlımız vb. Hepsi harika…

    Yanıtla
  • 13 Mart 2015 tarihinde, saat 18:59
    Permalink

    Güzel bir yazı hazırlamışsınız teşekkürler. Bir iki noktada görüşlerimi yazmak istedim. Ben 1947 doğumluyum. Evimiz Güccük Cahan’a çok yakındı. Yüzmeyi Güccük Cahan’da öğrendim. Balık tuttum, kayığa bindim. Barakalar 1961-62’de yapılmaya başlandı. Güccük Cahan’da yılanbalığı çok olurdu. Küçük Ceyhan’ı kirleten bir tek arasaya yakın tuvaletti. Cam gibi akan bir suyu vardı.Maalesef doğru dürüst bir fotoğrafı bile yok. Muhafaza edemedik çok yazık.
    En iyi dileklerimle.

    Yanıtla
  • 28 Mart 2015 tarihinde, saat 12:37
    Permalink

    Öncelikle bu konuda gösterdiğin duyarlığın nedeniyle seni kutlarım. Benim yıllardır söylediğim konuyu çoşturmuşsun çok memnun oldum. Bu Küçük Ceyhan’ın yok edilmesi kent adına telafisi zor olan bir cinayettir. Küçük Ceyhan’ın geçmişine gelince Hititler dönemine kadar uzanır. Eski kayıtlarda ada şehri olarak anlatılmaktadır. Hatta Köprübaşı Parkınında etrafları sularla çevriliydi. Küçük Ceyhan doğal mıdır yoksa insan yapımı mıdır kesin olarak belli değil. Ben siyaseti sevmem ama Elbistan’ın bu doğal güzelliklerini kentte iade etmek adına siyaset yapma ihtiyacı duyuyorum. Çalışmalarınızın devamını diliyor saygılar sunuyorum.

    Yanıtla
  • 28 Haziran 2016 tarihinde, saat 15:23
    Permalink

    90 doğumlu bir Elbistanlı olarak bu yazıyı okuyunca ağzım açık kaldı. Utanarak söylemeliyim ki; Küçük Ceyhan’ı ilk defa duydum. Araştırma için teşekkür ederim. Gerçekten çok üzücü bir tarih katliamı olmuş. Elbistan’ımız hala turizm potansiyeli olan bir kent. İstanbul’dan gittiğimde hayran kalıyorum. Hele ki Ceyhan’ın doğduğu Pınarbaşı tamamen doğa harikası. Dilerim Yerel yönetimler en azından bundan sonra Ceyhan’ı ve Pınarbaşını korumak için elinden geleni yapar.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir