Haydin Yüzmeye

Koca mahallenin yalnız bir bisikleti olduğu zamanlar… Çok eskiler… Yok yok! O kadar da değil canım. Doksanlar diyelim şuna. Hani bisikleti olan çocuğa “Şu köşeden, bakkalın ordan bir tur atıp geleyim.” dediğimiz zamanlar… Ne kıymetliydi o tek bisikletle on çocuğun sıraya dizilip birer tur atarak kurduğu hayal ufku: Şardağı kadar yüksek, Pınarbaşı’nın, Kaynarca’nın buz gibi suyu kadar berrak…

Küçük Ceyhan'ın ayrıldığı yer
Küçük Ceyhan – 1930
Her Çocuğun Bisiklet Sürmeden Önce Yüzme Öğrendiği İlçe

Kaynarca demişken, bu on kişi sırada bisiklet sırasında bekleyedursun ben size hemen hemen her çocuğun 7-8 yaşlarında yüzmeyi nasıl öğrendiğini anlatayım.

Zaman artık eskisi gibi yavaş akmıyor. Kaybediyor yaşanılacak olayın içindeki ayrıntıları ve güzelliği: Dedemin, babamın ve benim aynı şekilde yüzmeyi öğrenişimiz gibi.

Yüzmeyi öğrenmek için yazın tatilinin beklenmediği, klorlu havuzlara gerek duyulmadığı, hatta ailenin haberi bile olmadan sanki yürümeyi öğrenir gibi veyahut bir çocuğun konuşmaya başlaması gibi sıradan ve doğal bir süreç oluşu bu hikayenin güzel yanı. Bir mahallede/sokakta ilkokul çağında en az 40 çocuk olduğunu düşünün. Yapılacak bir şey var birlikte bir şeyler yapmak. Şimdiki gibi yalnızlaştıran teknolojik oyuncaklar yok. Mahalle maçları, saklambaç, uzun eşek, çelik çomak, minavara, lottik… Ve tabiki Ceyhan’a yüzmek.

Kaç kişi nasıl yüzmeye giderdik anlatayım. 7-8 yaşlarındayız o zamanlar. Mekanımız Ceyhan’ın o günkü canımızın istediği bölümlerinden biri: Pınarbaşı, Kaynarca, Tabakkaldıran, Yar, Suçatı… En popüler mekan yine de Kaynarca’ydı… Su yüzerken içebilecek kadar temiz, akvaryum gibi… Etrafı da yeni döşenmiş ev gibi pırıl pırıl… Burası Ceyhan’ın doğduğu yerdir. Elbistan sınırları içerisinde yer alır ve bizim mahalleye 4 km uzaklıktadır. Baya soğuk bir sudur. Geniş bir alanda yeraltından doğan sular birleşerek doğrudan Ceyhan Nehrini oluştururlar hemen oracıkta. Akıp giden nehir Elbistan’ı ikiye ayırır boydan boya. Nehrin güzelliklerini incelemek isteyenler bu yazıya bakabilirler biz konuya dönelim tekrar…

Pınarbaşı
Pınarbaşı

Benim yaş grubumda 10-15 kişiyiz genellikle. Yürüyerek yaklaşık 2 saatte varabiliyoruz o zamanlar Kaynarca’ya. Evden aldığımız azıklarla düşeriz yollara. Yolda bazen at arabasına, bazen kamyonlara otostop çekiyoruz. Hepimiz sığmasak da yüklerimizi verdiğimiz arkadaşlar yola araçla devam ederdi bazen. Hatta halk otobüsleriyle pazarlık yapardık: “Abi iki kişilik paramız var… Hepimiz iki koltuğa sığarız.”   Hepimiz sığmasak da yüklerimizi verdiğimiz arkadaşlar yola araçla devam ederdi bazen. Yolda her çocuk gibi yaramazlık da yapardık bazen. Mevsimine göre yol üstündeki bahçelerden elma, armut, şeftali alırdık yüzerken hem oynamak hem de azığımıza katık etmek için. Bir keresinde ilk defa yeni dünya ağacı gördüğümüzü düşünmüştük. Sonrasında anladık daha olgunlaşmamış, küçücük, boğaza duran ayva olduklarını. Uygulamalı bahçe bitkileri dersi işlerdik anlayacağınız. Yolda bulduğumuz pet şişeleri  yüzme bilmeyenlere yardımcı olsun diye yanımıza alırdık. Simit, su yatağı o zamanlar bilmezdik. En lüks yüzme yardımcısı şişirilmiş bir şambreldi o zamanlar. Hatta büyük bir şambrel elimize geçerse; onun üzerinde Pınarbaşı’ndan kent merkezine kadar geri dönerdik.  Şort da o yaştaki çocuklar için genelde lüks idi… eski bir kot pantolonun bacakları kesilerek şorta dönüştürülürdü çoğu zaman.

Su soğuk olduğu için ilk giriş zordur, öyle ben bacağımı daldırayım, elimle sıcaklığı kontrol edeyim, üşengeçliğimi atayım derseniz giremezsiniz bu suya. Bakmayacaksın suyun sıcaklığına felan, koşup hooop diye atlayacaksın. Ben çok bilirim önce elimi ayağımı sokayım sonra atlarım deyip de bir saat ortalıkta dolaşanı, suya girmeden geri döneni. Bu ilk kuraldı. Sıcaklığa bakmadan direk atla suya, zaten sonrasında istesen de çıkamayacaksın sudan.

Tabakkaldıran
Tabakkaldıran

Yukarıda da bahsettiğim gibi Kaynarca dışında yerlerde vardı yüzmek için. Her çocuk hepsinde de yüzmüştür. Benimkisi Kaynarca olduğu gibi herkesin illa bir favorisi olurdu.  Biri daha soğuk, diğeri daha akıntılı, ötekisi evinize daha yakın, daha sakin ya da daha kalabalık… Kalabalık dedim de büyünce televizyonlarda gördüğümüz Akdeniz ve Ege sahilindeki çılgın plaj partileri de yapardık. Köpük değil de toprak ve çamur kullanırdık… Eğlencenin sınırı hayal gücümüzdü: Değişik akrobatik hareketlerle suya atlama yarışmaları, birbirimiz sırtına binerek, ağaçlara tırmanarak atlama, suyun dibinden taş çıkarma, suyun dibinde yürüme…

Hasılı, Allah’ın, gerdanına Ceyhan gibi bir kolyeyi taktığı Elbistan’da bütün erkek çocuklar genelde ilkokul 3’üncü sınıfa kadar yüzmeyi öğrenirdi. Şimdilerde Pınarbaşının etrafı kapalı yüzme havuzlarıyla dolmaya devam etse de, yaz aylarında nehir boyunca yüzen birilerini görebilir, çekinmeden siz de onlara katılarak suyun tadını çıkarabilirsiniz.

 

Bünyamin

Elbistan, KKTC, 3/4 Mühendis, 1/4 Hemşire, 4/4 Aşçı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir