Gesta Francorum’da Birinci Haçlı Ordusunun Göksun ve Maraş’tan Geçişi
Güncelleme: 5 Kasım 2026
Meçhul Bir Askerin Gözünden Birinci Haçlı Seferinin Temel Kaynağı
Kısaca Gesta (Eylemler) olarak bilinen Gesta Francorum et aliorum Hierosolimitanorum (Frankların ve Kudüs’e Giden Diğer Hacıların Eylemleri), Birinci Haçlı Seferi’nin 1095 yılındaki Clermont Konsili’nde başlangıcından 1099’daki ilk Askalon Muharebesi’ne kadar olan bölümlerinin anlatıldığı Latince kroniktir.
Kronik, içinde biyografisini vermediği için ismi dahil hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmadığımız bir müellif tarafından kaleme alınmıştır. Kroniğin muhtevasından müellifin Taranto Prensi Bohemond ordusuna İtalya’nın Pulya bölgesinden katılan bir şövalye olduğunu, 1908 Haziran sonuna kadar bütün savaşlarda çarpıştığını anlıyoruz.

12. yy hemen başında kaleme alınan haçlı kroniklerinin birçoğunda alışıldık üzere ortak anlatılar vardır. Bazı kroniklerde “küçük bir kitap” olarak tabir edilen temel bir kronikten bahsedilmektedir. Hacminin kısa ve üslubunun kaba olması nedeniyle ilk başta kabul görmese de 20 yy. ortalarından itibaren diğer tüm Birinci Haçlı Seferi kroniklerine temel teşkil eden bu küçük kitabın Gesta olduğu kabul edilmeye başlanmıştır.
Müellifinin elinden en geç 1101 yılının başında tamamlandığı anlaşılan ilk nüsha kayıptır. 12. yy başından itibaren istinsah edilen nüshalarla Gesta günümüze ulaşmıştır. Benim de çevirdiğim İngilizce metin de günümüze ulaşan yedi el yazmasından en eskisi olan, 12. yy başında kaleme alınmış, Vatikan Kütüphanesi’nde muhafaza edilen 572 numaralı (Vatikan Reg.lat.572) kodekse dayanmaktadır. Bugüne kadar birçok modern diler çevrilen Gesta, 2013 yılında Vatikan 572 nüshasının İngilizce ve Almanca çevirileri üzerinden Türkçe’ye çevrilmiş ve yayınlanmıştır.

On fasıldan oluşan kitabın dördüncü faslında müellif, haçlıların Göksun ve Maraş’tan geçişi de anlatmaktadır. 1097 yılı yaz sonunda Ereğli’ye ulaşan haçlı ordusu, buradan itibaren muhtemelen Bizanslı rehberlerin tavsiyesine uyarak hem yol güvenliği hem de iklim şartları nedeniyle bilinen Gülek-Çukurova-Belen yolu yerine kuzeydoğuya yönelip yolu uzatarak Kayseri’ye ulaşmışlar, oradan güneye dönerek Göksun üzerinden önce Maraş’a oradan da Antakya’ya varmışlardır. Ereğli’de Baldwin ve Tankred orduları yolu uzatmayı reddedip Çukurova’ya yönelmişlerdir.
Belirli bir coğrafyada yaşanmış geçmiş hadiselerin bizzat o hatıraları yaşayanlar tarafından kaleme alındığı haliyle, bugün aynı coğrafyada yaşayanlar tarafından eksiksiz ve yorumsuz okunmasının ayrıntılarda gizlenenlerin ortaya çıkmasını kolaylaştıracağını düşünüyorum. O nedenle klasik tarih aktarımın ötesinde olayları ilk kaynağından okumaya hevesliyim. İlk kaynakların klasik tarih kitaplarında eksik çeviriler, yorumlar, eklemeler ile gösterdiği detayları yitirdiğine inanıyorum. Coğrafyayı yatayda veya dikeyde kesen metin çevirilerinin her zaman coğrafyayı bilen kişiler tarafından yapılmasının daha sağlıklı olduğunu düşünmekteyim. Tüm bu nedenlerle aşağıda bu haçlı kroniğinin Maraş bölümlerinin elimden geldiğince birebir ve yorumsuz çevirisini sizlere sunuyorum. Latince bilmediğim için 1962 yılında Rosalind Hill tarafından yapılan İngilizce çeviri metni baz aldım. Dokuz yüz yıl önce neşredilen Latince kodeksi inceleyip Göksun ve Maraş yazılışlarını da bularak yazıya ekledim. Rosalind Hill eklemelerini düz, kendi eklemelerimi eğik karakterlerle metin içinde veya dipnotta verdim. Keyifli okumalar dilerim.
Çeviri bölüm burada başlamaktadır.
St. Gilles kontu Raymond , seçkin Bohemond, Dük Godfrey ve diğer birçok kumandanın önderliğindeki ana ordu, Türk kanına susamış ve can atar halde Ermeni topraklarına girdi.1,2 Sonunda çok güçlü olduğu için ele geçiremedikleri bir kaleye ulaştılar. Yanlarında bulunan o topraklarda doğmuş Simeon adındaki adam, Türk düşmanlarından koruyabilmek için kumandanlardan kaleyi kendisine vermelerini istedi. Komutanlarımız kaleyi ona bıraktılar ve Simeon kendi halkıyla birlikte oraya yerleşti. Biz ise yolumuza devam ederek Kapadokya’daki Kayseri’ye3 rahat bir yolculukla ulaştık. Kapadokya’dan ayrıldığımızda, Türklerin biz gelmeden kısa bir süre önce üç hafta boyunca kuşattığı, ancak ele geçiremedikleri ihtişamlı ve zengin bir şehre geldik.4 Bu şehrin sakinleri gelir gelmez büyük bir sevinçle şehri bize teslim ettiler. Peter d’Aups5 adında bir şövalye, komutanlarımızdan burayı Tanrı’ya, Kutsal Kabir’e, komutanlara ve imparatora sadakat yeminiyle bağlı kalarak kendisine verilmesini istedi. Onlar da bunu büyük bir memnuniyetle ve içtenlikle kabul ettiler. Ertesi gece biz gelmeden önce şehri kuşatan çok sayıda Türk’ün hemen önümüzde olduğu haberi ulaştı. Bohemond, şövalyeleri ile birlikte nerede giderlerse gitsinler onları yakalamak üzere peşlerine düştü ancak onları bulamadı.6

Bundan sonra, çok ihtiyacımız olan erzakların bolca bulunduğu Göksun7 adlı bir şehre geldik. Şehirde yaşayan Hristiyanlar şehri bize hemen teslim ettiler. Orada adamlarımızın büyük ölçüde iyileştiği çok rahat ettiğimiz üç gün geçirdik. Antakya’daki Türk garnizonunun çekilip gittiğini duyan Kont Raymond, bir konsey topladı ve oranın yönetimini ele alabilmeleri için oraya bazı şovalyelerini göndermeye karar verdi. Castillon Şeneşalı Peter, Montpellierli William, Roaixli Peter, Hautpoullu Peter Raymond ve beş yüz şövalyeyi bunun için görevlendirdi. Bu adamlar Antakya yakınlarındaki bir vadiye geldiler ve Pavlikanların8 elinde bulunan bir kaleye ulaştılar. Burada Türklerin şehirde olduğunu ve şehri güçlü bir şekilde savunmaya hazırlandıklarını duydular. Roaixli Peter diğerlerinden ayrılarak ertesi gece Antakya’ya yaklaştı ve Ruj vadisine girdi. Burada Türkler ve Sarazenlerle9 karşılaştı. Onlara saldırıp birçoğunu öldürdü ve diğerlerini kaçmaya zorladı. Bu ülkede yaşayan Ermeniler, onun paganları yenme konusundaki büyük cesaretini görünce derhal teslim oldular. O da hiç vakit kaybetmeden Rusa10 şehrini ve pek çok kaleyi ele geçirdi.
Göksun’da kalan bizler ise yola koyulduk ve öylesine yüksek, öylesine sarp bir dağa tırmanmaya başladık. Askerlerimizden hiçbiri dağ yolunda bir diğerini geçmeye cesaret edemiyordu. Atlar uçuruma yuvarlanıyor, bir yük hayvanı düşerken diğerini de beraberinde sürüklüyordu. Şövalyeler büyük bir keder içinde, ellerini çaresizlikle ovuşturuyor, korku ve perişanlık içinde ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Kalkanlarını, değerli göğüs zırhlarını ve miğferlerini üç ya da beş peni gibi komik fiyatlara, ellerine geçen herhangi bir bedel karşılığında satmaya çalışıyorlardı. Alıcı bulamayanlar ise silahlarını bir kenara fırlatıp yollarına devam ediyorlardı.11

Bu lanetli dağı aştığımızda, Maraş12 adında bir şehre vardık. Köylüler sevinç içinde bizi karşıladılar. Yanlarında bolca satılık mal getirmişlerdi. Orada her türlü erzakı temin ettik ve efendim Bohemond’un gelişini bekledik. Sonunda şövalyelerimiz bir kraliyet şehri ve Suriye’nin başkenti olan Antakya’nın13 bulunduğu vadiye vardılar. Bu şehir, onu kutsal imana döndürmesi için havarilerin reisi mübarek Petrus’a, Kutsal Ruh’un birliğinde Baba ile birlikte tek bir Tanrı olarak ebedi yaşayan ve hükmeden Rabbimiz İsa Mesih tarafından bahşedilmiştir. Amin.14
Çeviri bölüm burada bitmiştir. İçeriklerimi beğeniyorsanız bana destek verebilirsiniz.
Dipnotlar
- 1069 ile 1085 yılları arasında, Küçük Asya’nın güneydoğu kesimlerinde, Philaretos Brachamios’un yönetimi altında bir Ermeni prensliği mevcuttu ve bu prenslik güneyde Antakya’ya kadar uzanıyordu. 1097 yılında bölge nüfusu hâlâ ağırlıklı olarak Hristiyanlardan oluşuyordu. ↩︎
- Haçlı seferlerinin en büyük amacının Türklerin ilerleyişini durdurmak olduğunu tek başına gösteriyor. ↩︎
- Latince metinde Cesaream olarak yer almaktadır. ↩︎
- Bu şehrin neresi olduğuna dair diğer kroniklerde de net bilgi yok. Şar veya Elbistan olabileceği değerlendiriliyor. ↩︎
- Önce ünlü Norman lideri Robert Guiscard, ardından da Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos hizmetinde bulunmuş olan Provanslı şövalye. ↩︎
- Kroniğin devam eden bölümlerinde müellif Boemondo’yu Maraş’ta beklediklerini söylediği için, Boemondo’nun bu bölümden itibaren Boemondo’nun şövalyeleri ile birlikte ana ordudan Göksu ↩︎
- Latince metinde Coxon olarak yer almaktadır. ↩︎
- 7. yüzyılda Doğu Anadolu ve Kilikya bölgelerinde klasik kilise öğretilerinin birçoğuna karşı gelen bir dini grup olarak ortaya çıkıp askeri ve siyasi bir harekete dönüşen, 9. yy sonunda Bizans İmparatorluğu tarafından dağıtılan, haçlılar döneminde önemli bir gücü kalmamış hareket. ↩︎
- Haçlıların müslümanlar için kullandığı genel bir ifade. ↩︎
- Riha vadisi, Antakya’nın doğusunda, Halep yolunda yer almaktadır. Rusa, yolun güneydoğusunda bulunan Ruweha köyü olabilir, ancak bu kesin olarak belirlenememiştir. ↩︎
- Zırhlar hem ağır hem de sıcaktı. Ayrıca çoğu insan dağları, uzak durulması gereken yerler olarak görüyordu. “Dağlı” nitelemesi, Shakespeare döneminde bile (Cymbeline, iv, 2) bir hakaret olarak kabul ediliyordu. ↩︎
- Latince metinde Marasi olarak yer almaktadır. ↩︎
- Bu şehir, kontrol ettiği Orontes (Asi) vadisinin sol (yani güneydoğu) kıyısında kurulmuştu. Son derece güçlü bir şekilde tahkim edilmişti. Selçuklu Türkleri 1085’te şehri ele geçirmişti, ancak nüfusunun büyük bir kısmı hala Hristiyanlardan oluşuyordu. ↩︎
- El yazması dördüncü kitabın bu noktada sona erdiğini açıkça ortaya koymaktadır. ↩︎
