Polonyalı Simeon Seyahatnamesi’nde Maraş – 1618
Güncelleme: 11 Eylül 2026
Polonya Ermenileri
Anadolu’da Rumlar, Araplar, Haçlılar, Türkler, Ermeniler, Moğollar, İranlılar arasında süregelen iktidar mücadelesinde sürekli güç kaybeden, önce Ani’yi sonra da Sis’i kaybeden Ermeniler’in 11. yy’dan itibaren göçtüğü bölgeler arasında Karadeniz’in kuzeyi ve Avrupa’nın doğusu da bulunuyordu.14. yy başında Lehistan (Polonya) egemenliğine girdikten sonra Galiçya ve Volin bölgelerine yerleşmiş Ermeniler’e dini, kültürel ve hukuki güvenceler tanınmıştı. Burada kendi mahkemelerini kurmalarına bile izin verilmişti. Bu mahkeme kayıtlarını Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi ile tutmuşlardı. Bu rahat ortam Anadolu’dan ve daha önce göçtükleri yerlerden buraya Ermeni göçlerini hızlandırdı. Özellikle 15. yy’da Osmanlılar eline geçen Kırım’dan yoğun göç aldı. Aynı yüzyılın sonuna kadar Polonya, Avrupa’da Ermeni toplumunun sadece nüfus ve ticaret anlamında değil aynı zamanda ilahiyat, bilim ve sanat alanlarında da en öne çıkan merkezi konumuna geldi.
Polonyalı Simeon
17. yy’ın en önemli seyyahları arasında yer alan Polonyalı Simeon’un babası Mahdasi (Kudüs Hacısı) Martiros ve annesi Dolvat Hatun Kırımlı olup 1580 yılında Polonya’nın Zamoşç şehrine göçmüşlerdir. Kendi eserlerinden iki kız iki erkek olmak üzere dört kardeş olduklarını, 1584 yılında Zamoşç’da doğduğunu, 2 yaşında annesini 21 yaşında babasını kaybettiğini, kendisini ablasının büyüttüğünü anlıyoruz. Birçok Ermeni tarihçi seyyahı Zamoşçlu Simeon olarak anar.
Simeon’un ailesi fakir olmasına rağmen kendisine iyi bir dini eğitim imkanı sunmuşlar. Simeon gençliğinden itibaren kiliselerde göreve başlamış ve rahip yardımcılığına kadar yükselmiş. Ancak o ruhban sınıfı içerisindeyken farklı bir tutku büyütmüş. Kilise ve manastırlarda eski Ermenice metinleri keşfetmiş. Dini ve tarihi içeriklere sahip bu eşsiz hazinelerin değerini anlayarak onları toplamaya, tasniflemeye ve tekrar yazarak çoğaltmaya başlamış. Zamanla bu alanda uzmanlaşarak geçimini buradan sağlamış.
Polonyalı Simeon’un Seyahatleri
Polonyalı Simeon’un hem din adamı kimliği hem de eski metinlere olan ilgisi 1607 yılında tam 12 yıl aralıksız sürecek bir seyahate çıkmasına vesile olmuştur. İstanbul, Kahire, İskenderiye, Venedik ve Roma gibi dönemin en önemli merkezlerinde eski Ermenice metinlerin peşine düşmüştür. Seyahat planlarının dini boyutunda ise Kudüs ve Vaftizci Yahya’nın kalıntılarının saklandığı Muş bulunmaktadır. Ticaret kervanları, dini heyetler, hac kafileleri veya vergi memurlarına eşlik ederek bazen at üstünde bazen yaya bazen de gemi ile sürdürdüğü bu seyahatlerinde gördüğü yerlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziki durumlarını kaleme almıştır.
Memleketinden uzakta hiç ara vermeden devam ettirdiği seyahatinin sonuna doğru Kudüs’te Kilikya Katolikosu Hovhannes ile tanışır. Katolikos’un yanında daha önce kendisi için İstanbul’da bir eser çoğalttığı temsilcisi Piskopos Ghukas da bulunmaktadır. Kudüs’ten İstanbul’a dönerken Şam ve Halep’te kaldıktan sonra yolculuklarına Maraş, Zeytun, Kayseri, Ankara, Konya ve İzmit üzerinden devam ederek 1618 yılının Mayıs veya Haziran ayında İstanbul’a ulaşırlar. İstanbul’da kendisini Polonya’ya ulaştıracak kervanı beklerken bile bir eseri kopyalamakla geçirir zamanını. Kilikya Katolikos temsilcisi olarak kendisine eşlik eden Piskopos Ghukas ile 1618 Ağustos ayında Lviv’e ulaşır.
1620 yılında Lviv’de evlenir. Aynı yıl memleketi Zamosc’a yerleşir. Uzunca bir süre görünmediği bu şehirde pek hoş karşılanmaz. 1623 yılına kadar zamanını seyahat notlarını düzenlemekle ve birkaç eser kopyalamakla geçirir. 1624’te pek rahat edemediği Zamosc’dan ayrılır ve dostlarının daveti ile Lviv’e taşınır. Orada bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da tutkusunu devam ettirir. Bir Tıp ve Anatomi el kitabının 1635 yılında Bursa’da Simeon tarafından kaleme alınan kolofon (yazım ve baskı notları, künye bilgileri, tarihçe vb) bölümünden Simeon’un ikinci bir doğu seferine çıktığını anlıyoruz. Bu aynı zamanda seyahatnamesindeki 1623-1635 tarihli eklemeleri de açıklıyor. Simeon’un 1635 yılından sonraki yaşamına dair hiçbir bilgiye sahip değiliz.
Polonyalı Simeon’un Seyahatnamesi
Simeon’un Seyahatnamesi Osmanlı İmparatorluğu, Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Avrupa’nın tarihi ve coğrafyası hakkında 17. yy başlarına ilişkin birincil ağızdan gözlemler içeren kıymetli bir kaynaktır. Seyahatnamede İstanbul, Roma, Venedik, Kahire, Kudüs, Muş, Diyarbakır, Harput, Tokat, Kayseri, Malatya, Sivas, Şam, Halep ve Lviv hakkında ayrıntılı bilgiler verilir. Mesafeler, yol ücretleri ve yeryüzü şekillerinden bahseder. Karşılaştığı Ermenileri detaylı anlatır. Hristiyanların kutsal alanlarını özellikle ziyaret eder ve seyahatnamesinde ayrıntılı anlatır. Polonya ve Moldova Ermenileri hakkında dönemin en zengin aktarımlarını yapar.
Simeon’un anne-babasının Kırım’da doğmuş olmalarından Türkçe bildikleri tahmin edilir. Annesinin ismini Dolvat Hatun olarak vermesi Türkçe’nin aile içinde de günlük yaşamlarının da bir parçası olduğuna işarettir. Seyahatnamesinde çokça Türkçe kelime kullanması, Türkçe kökenli kelimeleri Ermenice eklerle türetmesi kendisinin de Türkçe’ye vakıf olduğunu hissettir. Seyahatname bu yönüyle dilbilimi açısından da önemli bir kaynak teşkil etmektedir.
Simeon, 1618 yılı başlarında Maraş, Zeytun ve Fırnız‘dan geçer. Ceyhan Nehri ve Kabak Tepesi, coğrafi karakterler olarak seyahatnamede zikredilir. Herhangi bir dönem şehir sakinine anlatılarda yer vermeyen Simeon, Fırnız’da Ulnialı Stefan‘ı anmıştır. Seyahatnamesindeki diğer Anadolu şehirlerinde olduğu gibi Maraş’a dair uzun ve detaylı anlatılar yer almamaktadır. Maraş’ta yirmi, Zeytun’da ise otuz Ermeni hane bulunduğunu belirtir. Birçok Ermeni tarihçisi bu sayıların gerçeği yansıtmadığını ve çok az olduğunu belirtse de, bana Simeon’un seyahatnamesinde bu şehirlere dair detay anlatı verememesinin makul bir sebebi olarak görünmektedir.
Seyahatnamenin Keşfi
O dönemler Lviv Üniversitesi kütüphane raflarında keşfedilmeyi bekleyen el yazmasını ilk olarak 1869’da S. Baracz farketmiştir.1927’de Frederic Macler ise “bir seyahat anısı gibi görünen bir metin” olduğunu belirtmiştir. Kendinden önce yapılan bahislerden haberi olmayan Viyana Mıkhitarist Cemaati’nden Peder Nerses Akinyan, 1932 yılında Polonya’da Ermenice el yazmaları üzerine araştırma yaparken Simeon’un notlarını üniversite arşivlerinde yeniden keşfetti. Vakti olmadığı için bu değerli el yazmasını yerinde kopyalayamadı. İncelemek ve kopyalamak için yazmanın kendisine gönderilmesi talebi karşılık gördü. Üniversite el yazmasını Viyana’ya gönderdi. Akinyan, eseri Viyana Mıkhitarist Cemaati’nin aylık dergisinde 1932 sonbaharı ile 1935 baharı arasında “Siméon dpri Lehats’woy Ughegrut‘iwn (Lehistanlı Simeon’un Seyahatnamesi)” başlığıyla yayınladı. Akinyan 1936’da seyahatnamenin tamamını aynı derginin özel cildinde kitap formunda yayınladı.
Orijinal el yazması eser İkinci Dünya Savaşı’nda Lviv’in Almanlar tarafından işgal edildiği dönemde kayboldu ve bugüne kadar bulunamadı. Bu durum bile Simeon’un ve Akinyan’ın yaptıkları işin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyordu. Bugün elimizde olan seyahatnamenin tek sureti Akinyan baskısıdır. Peder Akinyan’ın 1937 yılında yayınladığı Lviv Üniversitesi Ermenice El Yazmaları kataloğuna göre Simeon’un orijinal yazması 15.3 cm * 10 cm boyutlarında çift taraflı 198 yapraktan oluşmaktaydı. Başlıksız olan eserde bazı sayfalar boş olup düzgün italik yazı barındırıyordu. Açık kırmızı bir deri ile kaplanmıştı. Muhtemelen 1619-1635 yılları arasında Lviv’de yazılmıştı.
Seyahatnamenin Mısır bölümleri 1962’de İtalyanca yayınlandı. 1964’te İstanbul Üniversitesi öncülüğünde Hrand Andreasyan tarafından bazı bölümleri eksik olarak Türkçe’ye çevrildi. 1965’de Rusça’ya çevrildi. 1985’de Balkan bölümleri Bulgarca, 1988’de Mısır bölümleri Fransızca yayınlandı. İngilizce’ye çok detaylı açıklamaları ile 2007 yılında George A. Bournoutian tarafından çevrildi. Ben de aşağıdaki çeviri bölümü Bournoutian’ın İngilizce metnini kullanarak oluşturdum.
Çeviri bölüm burada başlamaktadır. Çalışmalarımı beğendiyseniz bana destek olabilirsiniz.
Maraş – Kayseri – Ankara – İstanbul – Lviv
Yukarıda adı geçen Abdul beş at satın aldı ve masraflar için her birimize yüz kuruş verdi. Petros ve Ahican adında iki adamı bize refakatçi etmeleri için tuttu. Geri kalanlarla birlikte Polonya yolculuğumuza başladık. Hangi Ermeni köyüne veya kasabasına gitsek, bizi “Kudüs’ten hacılar gelmiş!” diyerek saygı ve hürmetle karşıladılar.
Paşalık olan Maraş‘a ulaştık. Orada yirmi Ermeni hanesi vardı. Oradan, yüksek bir dağ üzerinde kurulu olan Ermeni köyü Fırnız’a vardık. Zeytunlu Stefan‘ın (Stepanos Ulnetsi) mezarı oradaydı. Mezardan tatlı bir pınar çıkıyor ve dağdan aşağı buz gibi soğuk sular akıyordu. Geceyi orada geçirdik. Bazıları dağa çıkıp türbeyi ziyaret etti ama ben yorgun olduğum için gidemedim.
Oradan Zeytun köyü üzerinden, yarım günlük bir yolculuğun ardından Kabak Tepesi denilen çok yüksek bir dağa ulaştık. Güçlükle ancak hava kararırken buraya tırmanabildik. Ceyhan Nehri bu dağ boyunca akıyordu. Fırnız‘da kutsal bir kilise ve bir manastır vardır. Zeytun‘da ise altı kilise ve bir manastır bulunur. Ermenilerin orada bir zamanlar sekiz yüz hane olduğunu, ancak Celali isyanlarıyla dağıldıkları için bugün sadece otuz hane kaldığını söylediler.
Oradan bir günlük yolculukla Sis‘e (Kozan) ulaştık. Buranın arazisi kayalık ve dağlıktır. Kurak ve kıyıya yakındır. Orada sadece turunç ve portakal yetişir. Çok fazla büyük pire ve sivrisinek vardır. Ceyhan Nehri dağların arasından akıyordu. Nehirde kum taneleri kadar çok balık vardı.
Çeviri bölüm burada bitmiştir. Çalışmalarımı beğendiyseniz bana destek olabilirsiniz.
