1904 Yılında Yavşan’dan Demrek’e Yolculuk
Güncelleme: 28 Nisan 2026
Aşağıdaki metin Doğu’da Hristiyanlar için Alman Hayır İşleri Cemiyeti‘nin Almanya’da bağışıçılarına yönelik aylık yayınlanan Gündoğumu Dergisi‘nin 1904 yılı sonundaki ardışık iki sayısında yer alan birbirinin devamı niteliğindeki iki gezi yazısının tarafımca yapılmış çevirisini içermektedir.
Yazıyı aynı yılın yaz ayında Yavşan’dan Demrek’e gidip dönen Alman Misyoner Pastör Brunnemann kaleme almıştır. Yazıdaki eski fotoğraflar da aynı yazılardan alınmıştır. Mekanlara ilişkin diğer fotoğrafların kaynağı ise altlarında belirtilmiştir. Okuma ve takibi rahatlatmak için alt başlıkları ben ilave ettim.
Metni olduğu gibi çevirmeye gayret gösterdim. Şehrin misyonerlik tarihine ve özellikle görsel mirasına yönelik ilgim ve uzmanlığım nedeniyle bilinmeyenlerin peşinde araştırmalarımı devam ettiriyorum. Öğrendiklerimi burada kendim ve meraklı okurlar için arşivlemeye çalışıyorum. Metni bu gözle okumanızı tavsiye ediyorum.
Çeviri bölüm buradan itibaren başlamaktadır. Beğenirseniz bana destek olmayı unutmayın.
Afet Bölgemiz Demrek’e Bir Ziyaret Daha
Bölgemiz kelimesini özellikle vurgulamak istiyorum. “Biz!” derken, Mesih’in aşkıyla hareket ederek çevredeki yoksul köylerin en yoksuluna yardım elini uzatan siz sadık dostları kastediyorum. Ancak lütfen, bağışladığınız sevgilerin taşıyıcısı ve yöneticisi olmaktan onur duyan beni de aranıza kabul edin. “Bölgemiz!” ifadesi aynı zamanda, Rabbin bize verdiği görevleri hakkıyla bitirmemiz için bir hatırlatıcı da olmalıdır. Samimi şekilde ifade etmeliyim ki; Demrek’teki çalışmalarımızın başlaması sadakatle yapılan duaların kabul edildiğini gösteriyor. Yardımlarınızın ulaşacağını öğrendiğimde, oradaki onulmaz yoklukla mücadele etmek için cesaret kazanmıştım. Zira benim açımdan bu yardım çalışmaları endişeyle başlamıştı. Yıllarca süren kıtlığın yol açtığı bu kadar büyük yoksulluk ve sefaletle mücadele etmek boş bir uğraş gibi görünüyordu. “Her çabanın beyhude olduğu bu kadar umutsuz bir dönemde param kalmadığına seviniyorum.” diyen misyoner tamamen haklı değil miydi? Birisi kulağıma böyle fısıldamıştı. Ama Rabbimiz gereken imkanları sağladı ve kolları sıvamam gerekiyordu. Eğer bu duanın kabul edildiği artık ilan edildiyse, daha büyük bir cesaretle ilerlemem gerekiyor!

Kuzeydeki son derece romantik yazlık inziva yerimiz Yavşan’dan, köyün tutunduğu kaya görülebiliyor. Bakışlarım hala oraya takılsa da şükürler olsun ki geçen yılki kadar endişeli değilim. En temel ihtiyaçlar hâlâ eksik olsa da, en azından şimdilik işleri ve aşları var. Her ikisi için de sizlere teşekkürü borç biliyorum. Ama buna sonra değineceğim.

Demrek’te Alman Misyonerlik Faaliyetlerinin Başlangıcı
Bugün Demrek’e baktığımda bir zamanlar yaptığım duaları hatırlıyorum. Değerli Başkanımız, Rahip E. Lohmann sayesinde konaklama yeri, alet deposu, tohum ambarı ve nihayetinde dini toplantılar için bir alan olarak hizmet verecek mütevazı bir ev inşa etme imkanımız oldu. Daha öncesinde ben bölgeye gidememiştim. Bir başkanın gelip işleri kendi gözleriyle görmesi gerçekten mükemmel bir şey. Bu ziyaretlerden her zaman bir şeyler çıkar. Sevgili başkanımız benimle birlikte Demrek’i ziyaret etti. Duvarları delik deşik, harap bir Kızılderili kulübesine benzeyen tek olası konaklama yerinde kaldı. Dumanla dolu, penceresiz, sadece şöminenin ateşinin ve bir çam çırasının titreyen ışığıyla aydınlanan odada bir toplantıya katıldı. Tıpkı benim gibi dumandan yanmış gözlerini ovuşturdu. Ayrıca, zamanı ve parası olan birkaç kişinin buraya gelip acil durum çalışmalarımızı kendi gözleriyle görmesi de çok iyi olur. Böylece işimiz ve özellikle Tanrı’nın krallığı için yeni bir şeyler ortaya çıkacaktır.
Evin yapımı için gerekli kaynaklar sağlanınca inşaat hızla başladı. Yerli ve sadık bir Hristiyan inşaatı üstlendi. Bu dönemde Demrek’ten geçici olarak uzaklaşmam gerekiyordu. Eğer bir kez bile görünseydim, yetkililer tarafından o kadar çok zorluk çıkarılırdı ki, inşaatın tamamlanması imkansız hale gelirdi. Gerçi bazı şeyler Türk usulü, yani eğri büğrü olmuş olabilir; ama ev artık orada (aşağıya bakın) duruyor. Sade ve sağlam ama diğer köy kulübelerine kıyasla bir sarayı andırıyor. Aynı zamanda sakinleri için uzaklarda bilinmeyen kardeşlerin sıkıntılarına kalplerini açan Mesih’in sevgisinin bir işareti oldu burası. Daha güzel günlere dair cesaret ve umudun habercisi belki de… Siz de biliyorsunuz ki, bu umut tek sağlam temel olan Mesih’e dayanırsa ancak o zaman güçlüdür.

Yavşan’dan Demrek’e Hareket
Ev inşaatının tamamlandığında, kendi gözlerimizle görmemiz için acil bir davet gönderdiler. 11 Ağustos’ta Yavşan’dan yola çıktım. Zorlu dağ yolunda önce 2 saat boyunca bir vadiden aşağıya ilerledik. Tüm zorluklar her yönden gözlerimizin önüne serilen muhteşem manzaralar ile unutuluyordu. Devasa kayalıklar, hoş vadilerle hızla yer değiştiriyor ve beni Saksonya İsviçresi’ne götürüyordu. Çıplak bir tepeyi aştıktan sonra şaşkın bakışlarımızın önüne serilen Ceyhan’ın (Pyramus) görkemi (aşağıya bakınız) o ana kadar gördüklerimizin hepsini gölgede bırakmıştı.

Nehrin yeşilimsi, sarı ve yoğun suları ayaklarımızın altındaki kayaların arasından müthiş bir gürültüyle akıyordu. Sağ kıyıda mantarları andıran tek tek binalar gördük. Bunlar berrak, sıcak bir kaynak üzerine inşa edilmiş meşhur bir kaplıcaya aitmiş. Bu davet boşunaydı. Yazın en sıcak gününü yaşarken bu kaplıca sıcaktan bunalmış yerel rehberimi bile cezbetmedi.

Demrek’te Günlük Yaşam
Öğleden sonra saat 1’de Demrek’e ulaştık. Burada, yoksullara iş sağlamak üzere bir süreliğine temsilcimiz olarak Demrek’te kalacak olan az önce bahsettiğim inşaatçı ve bazılarını size resimle tanıtmak istediğim köylüler (aşağıya bakın) tarafından karşılandık. Aralarında antropologlar için ilgi çekici profiller bulacaksınız. Bu profiller sahiplerinin normal koşullarda neler başarabileceklerini ortaya koyuyor. Türk usulü hazırlanan yemeğin ardından acil işleri incelemeye başladık. Önce tarlaya gittik. Büyük bir kısmı zaten ekilebilir hale getirilmişti. İnsanlar tahıl ve sabun gibi çok rağbet gören ürünler karşılığında çalışıyorlardı. Gerekli tüm aletler bize aitti. Bir ipe asılı büyük bir demir levye, aynı zamanda bir çan görevi görüyor; iki demir çekiçle vurulduğunda, muhteşem bir ses çıkararak sakinleri ibadete çağırıyordu.

Beraberimizdeki bir uzmanın, satın alınan çalılık arazinin bir kısmının ceviz, ayva ve üzüm yetiştiriciliği için fevkalade uygun olduğunu açıklaması beni ziyadesiyle mutlu etti. Bu işe hemen başlamak için sizden para bekliyorum sevgili dostlarım. Sonuçta burası “bizim” bölgemiz. Köyün ileri gelenleri, komşu Türklerin her şeyi yok edeceğinden veya en azından keçilerini ve ineklerini burada otlatacaklarından, bu işin imkansız olduğuna inanıyorlar. Haklılar. Daha yakın zamanda, bir Türk, Demrek yakınlarında Hristiyanlara ait tek bağda sürüsünü otlatıyordu. Büyük hasara yol açmasına rağmen, kimse bu saygısızlığı durdurmaya cesaret edemiyor.
Orada ilkel bir demirci ocağı inşa etmek çok zordu. Özellikle tüm çevrede tek bir demirci ocağı olmadığından Türkler bile en yakın demirci için saatlerce yürümek zorunda kalıyorlardı. Aklı başında Türkler de bizim ocağımızdan (aşağıya bakın) çok memnun kaldılar.

Her Zaman Bir Çıkar Yol Bulunur
“En sert kanun maddelerine rağmen, Türkiye’de her zaman içinden geçilecek bir delik bulunur.” atasözünün bir zamanlar ne kadar somut bir şekilde vücut bulduğuna şahit olmuştum: Bir hükümet binasının arkasında, herhangi bir kişinin tırmanmasını imkansız kılacak kadar uzun, demir parmaklıklarla çevrili devasa bir avlu gördüm. Ama bak sen şu işe! Daha yakından baktığımda, bir köşede tam da o malum deliği oluşturacak kadar parmaklığın eksik olduğunu gördüm. Bu açıklık, ana kapıdaki çift nöbetçinin önünden geçmek istemeyen belirli kişilere serbestçe geçiş imkanı sağlıyordu.
Gerçekten çok nazikçe! Böylesine bir ‘liberalizm’ ile ne kıta Avrupası’ndaki ne de okyanus ötesindeki o tumturaklı insancıllık budalalığı boy ölçüşebilir. Geçiş ücretini o silahlı çift nöbetçilerin mi yoksa bir başkasının mı cebine gittiğini öğrenemedim. Her ne kadar bu durum çoğu zaman şaşırtıcı derecede açık bir sır olsa da.
Demrek’te Zorlu Günler
Sessizce devam eden zulümlere dair iki örnek daha vereyim: Maraşlı bir Hristiyan, şehirden birkaç saat uzaklıkta, üzerinde yabani zeytin ağaçları bulunan bir araziye sahipmiş. Zeytinleri aşılamak için arazisine gittiğinde Türkler kendisini kovalamış ve kimse ona yardım etmemiş. Dahası, kendisi yardım istemeye cesaret bile edememiş.
Bir köyde katliamdan (1895 Zeytun İsyanları kastediliyor) beri tamamen yoksul düşmüş, 9 oğluyla birlikte yaşayan bir adam, tek sadık Protestan olarak köyde hayatını devam ettiriyormuş. Tüm gayretine rağmen bir türlü belini doğrultamamış. Daha önce geçimini sağladığı ticari işine yeniden başlaması, bir memur tarafından yasaklanmış. Kendisine ancak yarı yarıya ait olan tek bir zayıf yük hayvanı varmış. Onunla hamallık ve benzeri işler yaparak geçinmeye çalışmış. Derken, tesadüfen bir yük hayvanına ihtiyacı olan bir memur gelip ona şöyle demiş: “Amerikalı misyonerler filan durumda yalan söylediler (elbette bu bir uydurma); sen de bunu biliyordun, bu yüzden hayvanını elinden alıyorum.“ Bunları söyleyip hayvanla birlikte gözden kaybolmuş! Bu olay daha geçen hafta yaşandı. Böylesine iliğine kadar sömürülen bu adam, vaktiyle benden bir yük hayvanı istemişti. Bireysel sorunlardan ziyade Demrek geneline yoğunlaşmayı doğru bulduğum için o zaman vermemiştim. Ancak acil yardım fonumuz elverir elvermez böyle taleplere karşılık vermeye başladık.
Bugün Demrek’te öküzleri, eşekleri, keçileri ve atları incelerken hepsinin iyi durumda olduğunu görüyorum. Sadece bir ata iyi bakılmamış. Atı verdiğimiz adamın zaman zaman tembellik ettiği söylendi. Bunun üzerine atı derhal ondan geri aldım. İbret verici bir örnek teşkil etmesi gerekiyordu. Daha çalışkan olursa, tekrar yardım alacaktır.
Demrekliler Balık Tutmayı Öğrenmeli
Şimdi daha zor bir süreç başlıyor. Neredeyse tüm Demrekliler özel isteklerle geliyorlar. Birçoğu, küçük bir borç için tarlalarını Türklere rehin vermişler. Şimdi, mülklerini kesin olarak kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bizden borçlarını ödememizi ve tarlaları rehin almamızı istiyorlar. Bir adam bir yük eşeği istiyor. Komşusunun evinde bir köpek kulübesinden daha kötü bir köşede yaşayan bir diğeri ise ev yapımı için 100 mark borç talep ediyor. Hayır demek çok zor, ama çoğu durumda bunu yapmak zorundayım, çünkü Demrek için çok az param kaldı. Buna ek olarak ekilebilir hale getirilen tarlalar için tohum satın alınmalı. Ayrıca Demreklilerin kışın kışın yaşanacak kıtlık nedeniyle bir kez daha yardıma ihtiyaçları olacak. Gerçi verdiklerimiz karşılığında her işi yapıp borçlarını ödüyorlar. Allah nasip ederse bir sonraki hasat bize yardımcı olacaktır.

İnsanları kesinlikle şımartmıyoruz. Yanlış, zamansız ve aşırı yardımın faydadan çok zarar getirdiğini çok iyi biliyorum. Ancak en temel ihtiyaçları da esirgeyemeyiz ve “kendi” işimizi yarıda bırakıp gidemeyiz. Çünkü bu işin asıl sahibi ve en büyük paydaşı bizzat Rabbimizdir. Ayrıca yetimhanemizden kızlarla evlenmek isteyen iki talibi de zikretmek gerekir. Eğer bu talipler kendilerini kanıtlarlarsa, niyetlerine erebilirler. Köylerde hâlâ kırılması gereken pek çok cahiliye (putperestlik) kalıntısı gelenek var. Yetimlerimiz ileride sergileyecekleri örnek yaşamla bu engellerin aşılmasına yardımcı olabilirler. Elbette en iyisi, bizim erkek ve kız yetimlerimizin birbirleriyle evlenmeleri ve eski batıl adetlerin üzerinde titizlikle bekçilik eden kayınvalidelerden bağımsız olarak, Hristiyan aile hayatının örneklerini sunmaları olacaktır.
Demrek’ten Yavşan’a Dönüş
Demrek’ten iki saat uzaklıktaki Çürükkoz’a gittik. Oradan Ceyhan Nehri’ne ve kaplıcalara indim. Orada hamaklarımı iki kaya arasına bağladım ve berrak, yıldızlı bir gökyüzünün altında huzur içinde uyudum. Ertesi sabah Yavşan’a döndük. Bugün Yavşan’ın tertemiz havasında, sedir ağaçlarının serin gölgesinde dinlenmekteyim.
Buradan size içten selamlarımı ve daha da içten “Allah razı olsun.” duamı iletiyorum. Ama “Bizim” işimizi de unutmayın.
Yavşan, Maraş yakınları, Ağustos 1904.
Pastör Brunnenmann
