Müşavir Paşa’nın Anılarında Maraşlı Başıbozuk Reisi: Kara Fatma

Müşavir Paşa: Adolphus Slade

Adolphus Slade ya da Müşavir Paşa (1804-1877) General Sir John Slade’in beşinci oğlu olarak doğdu. 1815’te İngiliz Kraliyet Bahriye Mektebi’ne girdi, 1827’de deniz yüzbaşı, 1841’de deniz yarbayı, 1849’da deniz albayı rütbelerine terfi etti. Osmanlı-Rus Savaşı sırasında 1829’da İstanbul’a gelerek Kaptan-ı Derya Pabuccu Ahmet Paşa ile seferlere katılarak 1829, 1830 ve 1831 Yıllarında Türkiye, Yunanistan ve Kaptanpaşa ile Birlikte Karadeniz Seyahat Notları kitabını yazdı. 1834-37 arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan’a düzenlenen çeşitli gezilere katılarak Türkiye, Yunanistan ve Malta kitabını yayımladı.

Müşavir Paşa Kırım Savaşındaki anılarında Kara Fatma'yı anlatıyor.
Müşavir Paşa

1850-66 döneminde Osmanlı Bahriyesi’nde danışman olarak görev yaptı. Unvanı giderek kendisiyle özdeşleşti ve Müşavir Paşa (Danışman Paşa) adıyla anılır oldu. Osmanlı Bahriyesi’nde çalıştığı dönemde çıkan Kırım Harbi’nde Osmanlı ve müttefik donanmaları arasında aracılık görevi de üstlendi. 1858’de ferik (amiral) oldu. Kırım Harbi’ne dair anılarını ülkesine döndükten bir yıl sonra, Türkiye ve Kırım Harbi: Tarihi Olayların Öyküsü başlığıyla 1867’de yayımladı. Bu anılarında olduğu gibi, Batı Avrupa ülkelerinin Osmanlılara yönelik hatalı ve haksız davranışlarıyla yaklaşımlarını gayet tarafsız bir bakışla eleştiren makaleler yayımlamayı sürdürdü. 13 Kasım 1877’de Londra’daki evinde vefat etti.

Maraşlı Kara Fatma

Kırım Savaşı’na katılan Maraşlı Kadın Kara Fatma, o dönemler Avrupa basınının ilgi odağı olmuş, gazete, dergi ve kitaplarda kendine yer bulmuştur. Kara Fatma hakkında bildiklerimin tamamını buradaki yazıda bir araya getiriyorum. Birazdan okuyacağınız metin ise Müşavir Paşa’nın 1867 yılında kaleme aldığı Türkiye ve Kırım Harbi Kitabı’nda Kara FAtma’ya ayırdığı bölümün tarafımca yapılan çevirisini içermektedir. Müşavir Paşa’nın kitabında resim bulunmamakta olup, yazıda yer alan görseller, Kara Fatma hakkındaki diğer yayınlardan alınmıştır.

Çeviri bölüm burada başlamaktadır. Beğenirseniz bağlantıyı sosyal medya üzerinden paylaşarak, meraklılarına ulaştırarak bize en büyük desteği vermiş olursunuz. Keyifli okumalar dilerim.

Kırım Savaşı’nın Başıbozukları

Tuna üstünde Osmanlı’nın şansı yaver gidiyordu. Cetate ve Karakal’daki görkemli zaferleri, sağ ellerinin kılıçtaki maharetlerinden hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyordu. Tüm bunlar imparatorluk topraklarında “Tanrı ve Sultan” için savaşma coşkusunu zirveye taşıyordu. Dört bir yandan para ve at yardımları geliyor, kadınlar evlerinde askerler için kıyafet dikiyordu.

Başıbozuk birlikler için yapılan çağrı muazzam bir karşılık buluyordu. Bab-ı Ali’nin her zaman güvenemediği Başıbozuklar, atlarına ve adamlarına erzak sağlanması koşuluyla yirmili otuzlu gruplar halinde mıntıkalarından ayrılıp, tüm Anadolu’yu aşarak İstanbul’a ulaşıyorlardı. Yol üstünde kendilerinin cihat çağrısına kabul edilmelerinden hoşnut olmayan bazı köylerde tatsızlıklara da sebep oluyordu bu yolculuk.

Başıbozuklar İstanbul’da

Kışa denk gelen bu harekette bazı gruplar kar sebebiyle üç ayda ancak ulaşabiliyordu İstanbul’a. Üsküdar’a ulaşan gruplar birkaç günlüğüne Selimiye Barakaları’na yerleştirilerek, dinlenmeleri ve şehrin hamamlarında temizlenmeleri sağlanıyordu.

Sayıları birkaç yüzü bulunca boğazın karşısına geçirilip Tophane ve Galata üzerinden şenlik havasında Serasker Kapısı’na ulaştırılırlardı. Gerekli incelemerde bulunan Serasker Başıbozukların savaşma arzusunu över, Darüşşura müftüsü de hayır duası okurdu burada. İltifatlara garkolduktan sonra mutlu bir şekilde Edirnekapı üzerinden şehir surlarının dışına, Ramis Çiftlik’e bir diğer deyişle Davutpaşa’ya geçerler ve buradan sınıra ilerlemeden önce, Sultan tarafından karşılanan erzaklarla birkaç gün daha sefa sürerlerdi.

Anlamsız gibi görünen tüm bu süreç, disiplinsiz çok sayıda başıbozuk birliğin birbiriyle çatışmasını engellemek için gerekliydi aslında. Aralarında 16’dan 60’a kadar, hatta daha yaşlı adamlar vardı. Vaktin geldiğini düşünen bu ihtiyarlar, cihat aşkıyla yurtlarını terkedip yola revan olmuşlardı. Sarık ve kuşaklarıyla geleneksel kıyafetler içindeki birlikler tabanca, yatağan ve kılıçlarla donanmıştı. Her birliğin mızrakların ucuna astıkları kendilerine özgü renkleri olan sancakları ve aynı değilse bile atalarının Viyana önlerine yürürken çaldıklarına çok benzeyen davulları vardı.

1880 tarihli Woman in all Lands kitabında at üstünde Kara Fatma portresi
1880 Tarihli Tüm Dünya’da Kadın Kitabında Kara Fatma

Başıbozukların 1854 baharındaki bu sık geçişleri sırasında oluşan renkli sergi, bir müddet sonra seçkin İstanbullular’ın ilgisini çekmez olmuştu. Ta ki son olarak sefere katılan Maraş Başıbozuk birlikleri gelip, herkesin dikkatini çekinceye kadar. Orta yaşlarda, bekar, güneş kavruğu teni, kararlı ve hüküm sahibi olduğunu gösterir yüz hatlarıyla Kara Fatma’nın, kadın reislerinin emri altında yüz kadar adamdı. Üsküdar’a girdikleri vakitten itibaren payitahtın tüm kahvelerinde ve buluşma alanlarında Kara Fatma dışında konuşulacak konu kalmamıştı. Kendisini görmek isteyen İstanbullular geçecekleri tüm sokak ve caddeleri birkaç gün öncesinden doldurmaya başlamışlardı.

Gelişleri haremde bile merak uyandırmıştı. Konya ve Adana’dan gelen başıbozuklarla birleşerek yaklaşık 300 kişilik bir gruba dönüşen bu sıradışı birliğin boğazı geçişi de alışılmışın dışında olmuştu. Hanedan mensuplarına yakışan tarzda sarayın hemen yanından karaya çıkmışlardı. Hemen ardından geçecekleri Fındıklı, Tophane, Galata ve İstanbul sokakları, Yeni Köprü¹, köprünün her iki yakasında sıralanmış sayısız tekne, Amazon’u görmek isteyen izleyicilerin oğul vermiş arılara benzeyen kalabalığıyla inliyordu. Mekke’ye her yıl hediye taşıyan kutsal develerin geçişi haricinde, Topkapı Sarayı ve Bahçekapı arasında bu denli kalabalığa kimse şahit olmamıştır.

Şam tarzı binicilik kıyafetleri, kuşandığı kılıç ve tabancasıyla Kara Fatma, iki yanındaki ihtiyar akrabalarının hemen önünde atını sürüyordu. Uzun yolculuğa rağmen safkan Arap aygırında hiçbir hastalık ve yorgunluk belirtisi yoktu. Adamları kendilerinden emin ve gururlu bir şekilde arkasında çiftler halinde ilerliyorlardı. İzleyenler müslüman bir kadının örtüsüz (peçesiz) şekilde sokağa çıkmasına şaşırmış olsalar da; Kara Fatma’nın adamları kendilerinin izleyicilerden daha iyi birer mümin olduklarına emindiler.

Seraskerat binalarına geldiklerinde, Kara Fatma ve yanındaki iki akrabası hizaya girerek Serasker’i görmek için yukarıya çıktılar. Rıza Paşa onları nazikçe karşılayıp, sofanın önündeki bir sıra sandalyeye buyur etti. Taşradan gelenlere kahve ikram eden Paşa, nargile ihsanında bulunmadı ama. Karşılıklı övgülerinden ardından içten selamlarla ayrılırken, Kara Fatma Paşa’nın eteklerini öpüyordu.

Kara Fatma, aşağıya inip merdivenlerin dibine oturdu. Adamları etrafında toplanmıştı. Müftü cihat ezgisini okudu. Divanın pencerelerinden geçmeden önce adamları kontrol edildi. Sonrasında Davup Paşa kışlasına doğru yola revan oldular.

Dipnotlar

¹ Cisr-i Cedid. Yeni Köprü. Bugünkü Galata Köprüsü’nün olduğu yerde 1845 yılında yaptırılan ve 18 yıl kullanılan köprü.

Facebook Yorumları
Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Yusuf

Şeyma'nın eşi, Bilal ve Barış'ın babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Maraş'ı yürüyerek, bisiklet üstünde, yamaç paraşütüyle ve yüzerek keşfetmeye çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir