Pyotr Çihaçov Seyahatnamesinde Göksun, Afşin, Elbistan – 1853

Güncelleme: 13 Temmuz 2021

Pyotr Çihaçov

Rus tabiat tarihçisi ve yerbilimci Çihaçov, 1812 yılında St. Petersburg yakınlarındaki Garchina’da doğdu.

Güney İtalya, Altay Dağları ve Sibirya’da o güne kadar alanında ilk olacak keşif gezileri düzenleyip kapsamlı bilimsel raporlar hazırladı.

1842 yılında Rusya’nın İstanbul Konsolosluğunda görevlendirildi. Keşfetme arzusu nedeniyle 1844 yılında görevinden ayrılarak lehçeleriyle birlikte Türkçe öğrenmeye başladı. 1847-1863 yılları arasında Anadolu’yu karış karış gezerek jeoloji, botanik, zooloji, iklim, arkeoloji gibi konularda araştırmalar yaptı. Bu araştırmalarını 1853-1869 yılları arasında Fransızca yayınladığı, dört konu başlığı altında toplam 8 cilt ve 3 atlastan oluşan “Küçük Asya’nın Fiziki, İstatistiki ve Arkeolojik Tanımı” isimli eserinde bir araya getirdi.

Anadolu’daki araştırmalarının ardından uzun seyahatlerine son verse de bilimsel çalışmalarını hiç durdurmadı. İspanya, Cezayir ve Tunus’ta kısa süreli incelemeler yaptı.

1890 yılında Floransa’da vefat etti.

Pyotr Aleksandroviç Çihaçov

Çihaçov’un Anadolu Gezileri

Çihaçov’un seyahatleri sırasında tuttuğu günlükler, az bilinen coğrafyalara ilişkin bilgiler içerdiğinden pek çok bilim insanı tarafından büyük ilgi gördü. Birçok yayın ve derlemeye konu olan günlükler, Çihaçov adına hazırlanmış kitaplara da dönüştürüldü. Bu eserlerden bir tanesi de “Çihaçov’un Küçük Asya ve Ermenistan Gezileri” başlığıyla 1867 yılında Almanca yayınlanmıştır. Alman Coğrafyacı August Heinrich Petermann’ın derlemesini yaptığı eserdeki haritalar da Alman Kartograf Heinrich Kiepert tarafından hazırlanmıştır.


Bu kitabın şehrimize dair sonraki paragrafta başlayan bölümlerini, Almanca bilmediğim için öncelikle yazılım tarafından Almanca’dan İngilizce’ye aktardım. İngilizce metni ise kendim Türkçe’ye çevirdim. Kitap’ta Çihaçov’un 1847-1863 yılları arasında gerçekleştirdiği pek çok seyahati ayrı bölümler halinde yer alıyordu. 1853 yılındaki seyahatinde Göksun, Afşin ve Elbistan’a da yolu düşen Rus bilim insanının günlüklerinde geçen anlatılar, yerler, olaylar hakkında görüş ve önerilerinizi yorumlar bölümünde beklemekteyim. Keyifli okumalar dilerim.


Mayıs 1853’de İzmir’den başladığı seyahatinde Çihaçov sırasıyla, Aydın, Muğla, Burdur, Eğirdir, Ilgın, Konya, Karaman, Mersin, Tarsus ve Saimbeyli’ye uğradıktan sonra 2 Ağustos 1853’de Göksun’a ulaşmıştır.


2 Ağustos

Düz bir vadi boyunca devam ederek mika arduvaz kayaları arasındaki dar bir vadiye ulaştım (2 1/2 saat). Doğu sırtlarına kadar benzer yoğun ormanların bulunduğu yükseltiler var (1 1/2 saat). Bereketli buğday tarlaları bulunan düz ağaçsız ovadan, ıssız bir tepede yer alan, mezarlığında bazı antik kalıntıların bulunduğu 150 kulübeden oluşan küçük Göksun kasabasına (Antik Cocussus) ulaştım. Ovanın ekilmemiş kısımları, özellikle saldırgan tavırlarından korkulan ve toplam 2.000 çadır ve 500’ün üzerinde silah sahibi olan Tedjelli (Tecirli?) kabilesi başta olmak üzere Afşarların sayısız çadırlarıyla kaplıdır. Burada kışlar çok uzun ve sert geçtiği için hepsi Kilikya’nın alçak kesimlerine (Çukur Ova) taşınırlar. (yükseklik 1305 m, 1 1/2 saat).

Çihaçov Rotası

3 Ağustos

Göksun Suyu‘nun bir kolunu aşarak doğuya ilerledim (1/2 saat). Düz, verimli ve humuslu toprakların ardından, coğrafya dalgalı hale geldi. Yol boyunca antik yapıların izleri görülüyordu (3/4 saat). Hafif kuzeydoğuya doğru ilerleyerek solda dağ eteğindeki Kanlıkavak (Kanlı Kavak) köyüne ulaştım (1 3/4 saat). Kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan düz orman sırtları boyunca Göksün Suyu’nun bir kolu olan Irdjin Su (Ericek Su?) akıyor, solda tepelerin arkasında Kızılcık köyü, sağda uzakta Tecirli‘nin yaylağı olan geniş çayırlık platoları ve karlı doruklarıyla yüksek Baradyn Dağı (Berit?) görünüyor (1 3/4 saat). Küçük yükseltiler arasında güneydoğuya doğru akan bir başka dere üzerinden hafif kuzeydoğuya doğru ilerledim (1 1/4 saat). Sağdaki yüksek Berit Dağı, Nişanlı Dağlarında (İşaretli Yer) daha alçak ve uzun bir sırta doğru batıyordu (1 saat). Yumuşak tepelerin üzerinde bir aşağı bir yukarı ilerledim (1 saat). 300 kulübeden oluşan Yarpuz Ovası’na (Antik Arabissus) ulaştım (yükseklik 1267 m, 1 saat). Bazen 5 ay süren uzun kışlara sahip sert iklimi nedeniyle burada bağcılık yok ancak meyve, buğday, arpa, saman ve keçi sürüleri bol. Tecirliler dışında daha az saldırgan olan Afşarların Rahana (Reyhanlı?) oymağı da buralarda yaşıyor. Elbistan’a kadar uzanan ovada 7-8 bin civarında çadıra sahip bu oymak kışları Suriye’nin Antakya düzlüklerinde geçirirler.

4 Ağustos

Alçak kireçtaşı dağlarla çevrili yatay verimli ovayı takip ederek kuzeydoğudaki Izgına ulaştım. Su düğün çiçekleriyle sıkıca çevrelenmiş 0,1 m derinliğe sahip Hurman Çayı’nı aştım (2 1/2 saat). Güneydoğu yönünde ağaçsız düzlükleri takip edip, Söğütlü Çayı’nı aşarak dikkate değer bir yanı olmayan Ceyhan Nehri’nin birkaç kolunun aktığı küçük kasaba Elbistan’a eriştim (yükseklik 1170 m, 2 1/2 saat). Yüksek Kotsch Dağı’nın (Koç Dağı?) hakim olduğu alçak eteklerin gerisinde hala karlar görünüyordu.

Meraklı kalabalıklarınbir araya geldiği, kavak ağaçlarıyla kaplı, etrafı Ceyhan’ın kollarıyla çevrili adada kurduğum çadır, milliyetim ifşa olunca mollaların yönlendirmesi sonucu pek fazla yabancı görmeyen bu kasabanın sakinlerince tahrip edildi. Durumu gören müdür, beni koruyup evine götürdü. Olayların büyümemesi adına ertesi sabah gün doğmadan önce 15 atlı korumayla birlikte Darende’den gitmek istememe rağmen daha kestirme bir yoldan kuzeye doğru yola çıktık.

5 Ağustos

Ovada kuzeyin hafif doğusuna doğru sırasıyla 1 saatte Akören, 1/4 saatte solda Maraba sağda Yekelik (Von Moltke’ye göre Yapalak) (Eldelek olmalı), 3/4 saatte Yapular (Küçük Yapalak ?), 1 1/4 saatte düz ovanın kuzey ucu, 1/2 saatte sıralı tepeler, 1/4 saate dar bir geçit ve 1 saatte dağların üzerinde çıplak kalkerlere ulaştım (yükseklik 1600 m). Dalgalı ıssız bir plato üzerindeki vadide, kireçtaşı duvarlarında dar girişleri olan yaklaşık 150 mağaranın oyulduğu güneydoğuya doğru akan bir dereye ulaştım. Keçi Mağara (Keçe Mağara) denilen bu yer belki de büyük ölçüde doğa tarafından oluşturulmuştur. Burada hiç ağaç yok, sert ve uzun kışlar, sıcak yazlar var.


Keçe Mağara’dan sonra Gürün, Sivas, Niksar ve Fatsa üzerinden Samsun’a ulaşan Çihaçov, oradan deniz yoluyla 1853 Eylül ayında İstanbul’a varmıştır. Osmanlı’nın Rusya’ya karşı Kırım Savaşı’nı ilan ettiği 4 Ekim 1853’ten hemen sonra da ülkeden ayrılarak savaşta tarafsız kalan Avusturya’ya ulaşmıştır.


Facebook Yorumları
Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Yusuf Köleli

Şeyma'nın eşi, Bilal ve Barış'ın babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Maraş'ı yürüyerek, bisiklet üstünde, yamaç paraşütüyle ve yüzerek keşfetmeye çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.