Hayata Fırça Atan Emektar: Kenter Cuma

Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Son Güncelleme:

Önce Kenter Hasan!

Kenter Cuma doğmadan evvel Kenter Hasan vardı. Hz. Ali’nin Hasan’ı değil, Kenter’in Hasan’ı…

O garibanlığı en iyi yaşadı.
Cennet ırmakları aktı kapısından.
Bulaşığı hiç çağda yunmadı.
Yazın irem serinliği kuşatan, kışın ördekler yüzen kapısında altı ay mantar biterdi.

En önemlisi bizim kuşağın unu ekmeği idi. O bir Kenter Hasandı.

Yıldız Kenter değil. Müşfik Kenter değil.
Kenter ne demek?
Kenter, burjuva demek.
Kenter, düzenli giden demek.
O, bize, hepimize ekmeğimizi verendi.
Değirmencilerin en düzenlisiydi. Ondan öncekiler zengindi. Değirmeni olan Koç demekti. Sabanci demekti. O kriz vakti değirmenci oldu. Son dönemde…

Sabra, diş sıkmaya kodlanmış bir ömür. O efsane Kenter Cuma’nın babasıydı.

Bir baba düşünün elli sene hamallık yapmış. Bir oğul düşünün, babasının ilk oğlu, ilk göz ağrısı, yetmiş üç sene ayakkabı boyacılığı yapmış.

En yakışıklı çocuklar, en güzel kızlar onundu. Hepsi mutluydu. Onlar Afşin’e özel yaratılmış nurlardı.

Kenter Hasan Emmi’nin bir sabah ölüsünü buldular değirmenin domuzluğunda.
Muhteşem yaşayanların, ölümü de muhteşem olur.
Sustum… Garibanlık gözün kör olsun!
Doğan hepimizi döverdi ben hariç. Öyle yiğit çocuktu. Bir tek anası üçüncü ordu gibiydi.

Bir kişi tek bir yaşamı kurtarırsa, tüm insanlığı kurtarmış sayılır. Bir Afşin evliyası idi Kenter Cuma Emmi.

“Ey Bursa kadısı! Kadılığı bırakacak, bu sırmalı kaftanınla Bursa sokaklarında ciğer satacaksın. Her gün de dergaha üç ciğer getireceksin!”

Her şeyi bırakacağına, her emri yerine getireceğine söz veren Mahmud Hüdai derhal kadılığı bıraktı der mitolojiler.

O kadılığı bırakmadı. İstese fosterci, TEKci, belediyeci olurdu.

Hayata fırça attı. Onun dergahı ailesi oldu. Birine kul olmayı bilmedi, beceremedi. Fırçasına hükmü geçti.

Yüzü acılarımızın kitabı gibiydi.
Acılarımız…
Ayıplarımız…
Emeğin yüzü…
Karasabanlar gibi çizer emek yüzü…

Nurlu yüzleri överiz. Oysa emeğin yüzü daha kutsaldır. Afşin’in emek evliyaları onlar. Beşi onu geçmez soyları sopları. Pirleri ekmekçi Mamet Abi’dir. Atmış sene pideye attığı tırnaktan kapanmayan eller onundu. Afşin’in gerçek nurudur onlar. Bir gün Mahmud Hüdai olmalarına kariyerleri yetmedi. Kadı olmadı onlar. Kenter oldular. Ekmekçi oldular.

Kenter Cuma!

Afşin’de 70-75 yıldır helal kazancın ve alın terinin simgesi…
70 yıldır yaz-kış, aynı sokakta, açık havada bu mücadeleyi veriyor.
Saygıyla selamlıyoruz.

Afşin’in onurlu çocuğu…
Tek kişilik hayat üniversitesi… Afşin’e derin pedegoji…
Sermayesi Ulu Cami çadıravanının akasyalarının altında tahta bir sandık…
Afşin o sandığa müze kurmalıydı.
Çocuklar o sandığı antik olarak kutsallaştırıp, anmalıydı.

Toplu iğnenin ucu kadar siyaset-cemaat billmezdi. Çok çocuklu bir ailenin ilk çocuğu… Hayatında tek kuruş borç etmemiştir. Hayatında bir saat işini bırakıp bir masada yemek yememiştir.

Geniş manada çarşıda her gün harcanmıştır. Bizler ona göre havadan adam olurken, onun yaşı doksana merdiven dayayacak.

Bir kuruş etmez adamların hatırını sayar. Yorgun kalçalarına rağmen ayağa kalkar.

Soğuk Afşin ayazlarında tek kuruş kazanmasa bile o hep sandığının başında. Hizmet cetvelinde yetmiş küsür yılda bir gün devamsızlığı yok. Hepimiz onun onur mücadelesine utanç borçluyuz. Afşin siyasetleri ona şeref borçlu.

Afşin Belediyesi’ne, Afşin Ticaret ve Sanayi Odası’na, Afşin Esnaflar Birliği’ne şimdiden bildirimim olsun. Ona yeni bir sandık alın. Emektar sandığını cemakanlatın. Ölmeden önce eserinin antikleştiğini gösterin. Bir günlük de olsa mutlu edin.

Esnaflığın, zanaatın onur abidesi Kenter Cuma’ya acz, utanç ve acı dolu tazim ve saygıyla… Dünyanın sekizinci, Afşin’in Ekmekçi Mamet’inkilerden sonra ikinci harikası Afrika kırışığı ellerinden öpüyor Malik Ejder. Bunu ona okursanız sevinirim. Küçük Hacı Kel’den…

İlk başta o da herkes gibi hırslıydı. Büyük ütopyaları vardı. Boya fabrikası kurmak gibi… Sonra hırsı kalmadı.

Zararı olmadan kimseye arada içsel sevmediği olur. Asabiyeti babasından gelir. Babası Afşin’in kahrını daha çok çekti. 24 saat çektiği değirmen domuzluğunun gürültüsü, Hüsnü abimin hızarının iki katıydı. Hepsine rahmet olsun. Onlar kör cahiliyenin çocuklarıdır.

Ben kendi kuşağıma kızıyorum.

Facebook Yorumları
Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Malik Ejder İnal

Afşin'de doğdu, büyüdü. Afşin'in köylerinde matematik öğretmenliği yaptı. Emekli olduktan sonra İngiltere'ye yerleşti. Kalbi hala Afşin'de çarpıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir