ElbistanKültür-SanatTarih

Gariplik: Şehitlikten Kent Mezarlığına

Güncelleme: 19 Mart 2026

Elbistan’ın kolektif hafızasında derin izler bırakan, ismiyle müsemma Gariplik, sadece bir mezarlık değil; isminde şehrin hüznünü, fedakarlığını ve vefasını saklayan bir mekandır aynı zamanda.

Bir Talim Trajedisi ve “Gariplik” İsminin Doğuşu

Mezarlığın kuruluş öyküsü, 20. yüzyılın başlarında yaşanan elim bir kazaya dayanır. O dönem Elbistan’da konuşlu bulunan 212. Piyade Alayı, Elbistan kent merkezi ile Söğütlü Çayı arasında kalan geniş düzlükte eğitim yapmaktadır.

Gerçekleşen bomba eğitimi sırasında meydana gelen kaza sonucu; bir yüzbaşı, bir çavuş, bir onbaşı ve dört er şehit düşer. Halkı yasa boğan bu yiğitler, o dönemlerin tarihi kent merkezinin tam batısına düşen Şardağı eteklerindeki hafif eğimli düzlüğe defnedilirler. Kısa süre sonra baş gösteren kolera salgınında hayatını kaybeden 30’u aşkın askerin de aynı yere defnedilmesiyle burası bir askeri şehitliğe dönüşür.

Elbistan halkı, memleketlerinden uzak bu gençlerin ardından “Hepsi de garipti, yazık oldu bu gariplere…” diyerek iç çekmiş; bu içten sahipleniş, mekanın adını “Garipler / Gariplik” olarak tescillemiştir.

Ebe Hacer Hanım’ın Vakfiyesi

Gariplik Mezarlığı’nın bir şehir mezarlığına dönüşmesi ise Cumhuriyet’in ilk yıllarına, örnek bir vefa hikayesine dayanır. Elbistanlı Vehbi Bey (Zincirkıran) ile İstanbullu Hacer Hanım Çanakkale Savaşı’nda tanışmışlardır. Vehbi Bey cephede imam, Hacer Hanım ise hemşire olarak görev yapmaktadır. Savaş sonrası evlenirler ve Elbistan’a yerleşirler. Hacer Hanım Elbistan Belediyesi’nde ebe olarak görev yapmaya başlar. Yıllar geçer savaşlar ve yokluk dönemlerinde belediyeden maaş alacakları birikir. Ali Nakipoğlu’nun 1930-1934 yılları arasındaki başkanlığı döneminde belediyeden alacağı maaş karşılığında kendisine Gariplik’teki bir arazi teklif edilir. Başkanın bu teklifini “Orada zaten Garipler yatıyor. Elbistan’ın da büyük bir mezarlığa ihtiyacı var. Araziyi mezarlık olarak kullanılmak üzere vakfetmek istiyorum” diyerek kabul eder.

Böylelikle Çanakkale Savaşı sırasında cephede tanıştığı eşi Vehbi Hoca ile Elbistan’a yerleşen Hacer Ebe’nin bu asil davranışı, Elbistan’ın en büyük manevi miraslarından birini oluşturmuştur.

Söz Uçar Yazı Kalır

Buraya kadar olan birbiriyle ilişkili iki hikayeyi Elbistan’da belirli bir yaşın üstündeki nesil büyüklerinden mutlaka dinlemiştir. Özellikle o dönem belki de bütün Elbistan’ın işiterek şahit olduğu eğitim sırasında patlayan bomba nedeniyle gelen şehadet öyküsü uzun süre anlatılagelmiştir. Görece genç olan nüfus ise “Gariplik” isminin hikayesine vakıf olmadığı gibi bu ismin arkasında saf ve gerçek bir hikaye yatabiliyor olabileceğini düşünemediğinden merak edip sormaz bile. Zira bu öykü bugün bile Elbistan’ın en büyük mezarlığı olan Gariplik’te bir kitabe gibi halka sunulmamaktadır.

Hikaye merhum Gazeteci Mehmet Göçer tarafından Elbistan’ın unutulmaz muhtarlarından merhum Nuri Taphasan kaynaklığında Un Sandığı kitabında işlenmiştir. Sosyal medya döneminde ise Vehbi Hoca’nın oğlu Hacer Ebe’nin üvey evladı Mehmet Zincirkıran’ın aktarımlarıyla eksik kısımlar ve bazı küçük hatalar giderilerek anonim bir şekilde bilgiler çoğalmış ve nihayetinde Elbistan Şehir Araştırmacısı Adnan Güllü tarafından tüm bilgiler derlenerek 2021 yılında tekrar yayınlanmıştır.

Dirilere de Yuva Olan Gariplik

Gariplik o dönemler kent merkezinden uzakta dağ eteğinde kuru taşlık bir arazi idi. Etrafında yerleşim yoktu. Köprübaşı Mahallesi zamanla mezarlığın özellikle güney cephesine doğru büyümeye başladı ve 70’lerin sonunda mezarlığın tüm çevresi yerleşime açıldı. Ben de bu çevrede doğup büyüdüm. Gariplik artık sadece ölülerin değil, biz çocukların da mekanı olmuştu. 80’li ve 90’lı yıllarda, mezarlık duvarlarının ardı bizim oyun alanımızdı.

Mezarlıkta meyve ağaçlarından beslenir, saklambaç oynar, havuzda yüzerdik. Gariplik, biz Elbistanlı çocuklar için korkulan bir yer değil; hayatın tam kalbinde, ağaçların gölgesinde, geçmişle bugünün buluştuğu bir hayat okuluydu. Detaylıca bu yazıda anlattığım mezarlıkla olan bağımız isminin hikayesinin unutulmaması için bende de katkılar yapma gayreti doğurdu. İşte devam eden bölümlerde benim katkılarım geliyor.

Devlet Arşivlerinde Gariplik İzleri

Ağırlıklı olarak yabancı arşivleri kurcalar ve şehre dair gün yüzüne çıkmamış belgelerin ve hatıraların izini sürerim. Yerel tarihçilerin ilgi duymadığı bazı konularda kendi arşivlerimizi de dönem dönem yokladığım olur. Bugüne kadar sözlü tarihle aktarılan bu bomba, salgın hastalık ve mezarlık vakfiyesine ilişkin bulduğum belgeleri burada sizlere aktarmış olayım.

Osmanlı Arşivleri’nde yer alan aşağıdaki iki belge yaşanan patlama hadisesiyle ilgidir. Belgelerin ikisinin de tarihinin aynı olması muhtemelen olayın yaşandığı güne işaret ediyor. Birinci Dünya Savaşı devam ederken lağım talimi yani tünel kazarak dinamit yerleştirme eğitimi sırasında yaşanan kazayı bildiriyor. Belgeleri okuyabilenlerin katkısıyla tüm detaylar ortaya çıkacaktır.

Belge Özeti :  Elbistan’da İstihkam Bölüğü’nün talimi sırasında kazaen patlayan dinamitten dolayı bölük kumandanı ve yardımcısının şehit ve askerlerden bir kısmının yaralı olduğu.
Belge Tarihi :  Hicri: 25 Ramazan 1335 – Miladi: 15 Temmuz 1917
Kurum : DH.EUM.6.Şb (Dahiliye – 6. Şube)
Yer Bilgisi :  17 – 71
Görüntü Sayısı: 1

Belge Özeti :  Talimgah taburları istihkam bölüğü tarafından Elbistan’da yapılan lağım talim ve tecrübesi sırasında dinamit telinin patlaması üzerine bazı kişilerin şehid ve yaralandıkları. (Maraş)
Belge Tarihi :  Rumi: 15 Temmuz 1333 – Miladi: 15 Temmuz 1917
Kurum : DH.ŞFR. (Dahiliye – Şifre Kalemi)
Yer Bilgisi :  559 – 84
Görüntü Sayısı: 2

Bir diğer belgede ise patlama hadisesinden 45 gün öncesine tarihleniyor ve Elbistan’a İstanbul’dan 12.000 neferin sevki hakkında olduğu anlaşılıyor.

Belge Özeti :  Maraş Mutasarrıflığı tarafından Mart ayında Dersaadet’ten gelecek 12.000 neferin Elbistan’a sevkleri.
Belge Tarihi :  Hicri: 10 Recep 1335 – Miladi: 2 Mayıs 1917
Kurum : DH.İ.UM.EK.
Yer Bilgisi :  31 – 89

Alman Arşivlerinde Askeri Talim Görüntüleri

Yabancı arşivlerde özellikle 19. yy başından Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı Ordusu’nda pek çok etkisi bulunan Almanya arşivlerinde Elbistan’da askeri talimler sırasında çekilmiş görüntüler veya Von Moltke gibi o döneme ışık tutacak anlatılar var mı diye çok aradım ama kesin bilgilere erişemedim. Aşağıdaki fotoğraf 1906 başında “Maraş’ta Piyade ve Redifler Geçit Töreninde” notuyla paylaşılmış. O dönemler Elbistan’da da redif taburunun sürekli eğitim yapması ve arkadaki dağların Maraş’tan ziyade Elbistan’ı andırmasından dolayı bu görseli de okuyucuların dikkatine sunmak istedim.


İşte Elbistan Gariplik Mezarlığı’nın, Garipler’in, Gariplik’in, Hacer Ebe’nin hikayesi.

Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Yusuf Köleli

Şeyma'nın eşi, Bilal ve Barış'ın babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Maraş'ı yürüyerek, bisiklet üstünde, yamaç paraşütüyle ve yüzerek keşfetmeye çalışıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir