Elbistan’da Seyyar Satıcı Çığlıkları

Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Son Güncelleme:

Gıda ürünlerinin ambalajlara girmediği, sürekli silinip yeniden yazılan kara kaplı veresiye defterlerini kullanan mahalle bakkallarının yerini marketlere bırakmadığı zamanları hatırlayan son nesil herhalde 90’ların başında doğdu. O zamandan bugüne gündelik alışverişlerde pek çok şey değişti. Bu değişimin başında belki de omuzlarında sepet, sırtlarında heybe, başlarının üstündeki tabla ile sokak sokak gezen seyyar satıcıların mahalleyi terk etmesi olmuştur.

Bu süreçte üretim planlama, satınalma, tedarik zinciri yönetimi, talep tahmini, sıcak satış, aktif pazarlama, ürün konumlandırma, kurumsal kimlik oluşturma ve satış sonrası hizmetler gibi günümüzde kocaman holdinglerin yüzlerce çalışanla yürütmeye çalıştığı farklı disiplinleri tek başlarına icra eden seyyar satıcıların sokakları şenlendiren çığlıkları da kesilmiş oldu. Sözü ve müziği genellikle icracısına ait olan musiki yüklü bu ince çığlıkların her biri belirli saatte sokağın aynı köşesinden sökün eder, heybedeki yüke ihtiyacı olan haneleri şenlendirirdi.

Pek çoğuna yetişemesem de büyüklerim de dinlediğim, sosyal medya gruplarından derlediğim Elbistan sokaklarında bir zamanlar uğuldayan seyyar satıcı çığlıklarını bu yazıda derlemeye çalıştım. Sizin de bildikleriniz varsa yazı altındaki yorumlardan katkıda bulunabilirsiniz.


Seyyar Satıcı Çığlıkları

  • Bibi geldi Bibi! Al ha Bibi al! (Darendeli Bibi. 90’lar. Ben hatırlarım Bibi’yi. Gerçek ismini bilmiyorum. O herkese Bibi derdi. Herkes de ona…)
  • Kap getir! Dut Götür!
  • Lambalar, fenerler, körükler, horozlar, develer, trenler… Ötüyor horozlu şeker! Bunu yapan iki kişi. Biri erkek, biri dişi… Ötüyor horozlu şeker!
  • Kaynanaya küsen geline, taze geldi taze! Datlımaya, simit, kahke!
  • Taze somun, halis somun, datlımaya, has küncülü, kahgem incili, çatır çutur, gevreğim beşer kuruşa! (Somuncu Mustafa Emmi, 1940’lar)
  • Alıç! Alıç! Dağdağan! Dağdağan! Albıstan’da biz de bir oymağıdık. Şimdi olduk darmadağan! Bulgurunan da alınır ha! (Nergeleli Hüso, 1940’lar)
  • Limon! Limon! Buz gibi soğuk Limon! Otuz iki dişine trampet çaldırmazsa bedava.
  • Ayra buz… Otuz iki dişine keman çaldırır! Ayran buz…
  • Darı! Darı! Dişleri Sarı! Hamamdan çıkmış koca karı…
  • Elmalı şeker! Parası olmayan sümüğünü çeker!
  • Parayla, cuvara kağıdıyla, şişeyle… Somun!
  • Altında kara şalvarı, alnında akan teri dizginlemek için bağlanmış göğermiş bir yağlıkla, ahlat (tabani armut) yüklü kambur bir katır ve heybelerinde kil yüklü iki boz eşeğiyle sokak sokak gezen zebellah gibi iri cüsseli bir satıcı vardı. Elinde kil küleğiyle Elbistan sokaklarını dolanır dururdu. “Kil haaa, kil haaa! Ahlat haaa, armıt haaa!”
  • Dondu guru gaymak! (Dondurma)
  • Teze madanıs. Gözel madanıs. (Maydanoz. Kızılcaobalı Ahmet Ağa)
  • 1960 ve 1970’lerde Kozanoğlu, sinemada gösterimi başlayacak filmleri sokak sokak gezerek heyecanlı şekilde tanıtır, başrolünden figüranına kadar sayar, sinemaya izleyici çekerdi. Günümüzde fragmanla yapılan işi sırtında taşıdığı 1,5 m x 2,5 m ölçülerinde kontrplak tablasıyla yapardı. Tablanın üstünde filmlerin afişleri, oyuncuların resimleri, film sahnelerinden kesitlerin yer aldığı görseller bulunurdu. Çok acıklı filmler için “Mendili bol getirin kızlar!” derdi.
  • Kışı Çukurova’da geçiren ve yaz aylarında yaylak olarak Elbistan taraflarını seçen göçerlerin hanımları, sırtlarındaki devasa bohçaları gelinlik kızı olan evlerin önünde açarlar ve ürünlerini satarlardı. “Bohçacı geldi hanım! Bohçacı… Çal takımları, oda takımları, kaneviçe takımları, sofra takımları, karyola takımları, perde takımları, çeyiz takımları… Bohçacı geldi Bohçacı!”
  • Elbistan’da yerli gazoz ilk defa 1960’larda Ömer Eraslan tarafından imal edilmiş. Elbistan’da ürettiği gazozları, Ekinözü’nden doldurduğu içme suları ile birlikte satarmış. “Atoom. Atoom. Atooom. Buz gibi atom gazozu. Buuz! Buuz! Karlı, buzlu atoom! Atoom.”
  • Ciğer var, yürek var, yiyecek yer var.
  • Oya milleri, tentene yumakları, bel lastikleri, makaralar, makaslar, jiletler… Bulgurunan, bulgur unuynan, buğdayınan, arpaynan… İkili birli…
Facebook Yorumları
Tıkla. Paylaş. Destek Ol.

Yusuf

Şeyma'nın eşi, Bilal ve Barış'ın babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Maraş'ı yürüyerek, bisiklet üstünde, yamaç paraşütüyle ve yüzerek keşfetmeye çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir