Hiç Fotoğrafı Olmayan Yiğit

2016. Mayısın 15’i. Tek başıma o güne kadar çıktığım en zorlu bisiklet turunda evden 50 km uzaktayım. Beni 600 metre rakımdan 1100 metre rakıma yükselten 10 km’lik Fırnız Vadisini  bol bol mola vererek 3 saattir tırmanmaya devam ediyorum. Bisikletin pedallarından daha önce duymadığım sesler geliyor. Akıp kuruyan terim kırmızı penyemin üstünde çorak tuz izleri oluşturmuş. Boynum, kollarım güneş yanıkları ile kızarmış. Kaskımın ipleri boynumda yanmamış beyaz şeritler bırakmış.

Kafamı kaldırıp çağlayanlarıyla bildiğimiz Fırnız’ın menderesler oluşturarak sakin sakin aktığı yatağını görünce anlıyorum, zorlu tırmanışın ardından Çukurhisar düzlüğüne eriştiğimi. İlerde çayın kenarında keçilerini otlatan küçük çobanların yanında mola veriyorum. Ortaokul çağındaki çobanlarla köy hayatını, çobanlığı, yaylaları konuşuyoruz. Ben sürüleri, onlar da bisikleti inceliyorlar.

Yiğit’in ilk fotoğrafı.

Hedefim olan Çukurhisar Kaya Mezarları 5 km uzakta. Vakit çoktan ikindiye ulaşmak üzere. Derede elimi, yüzümü ayaklarımı yıkayıp hareket için hazırlanırken ilerden orta yaşlarda başka bir çobanın koyunlarını geride bırakarak bize doğru geldiğini görüyorum. Yaklaştıkça yüzündeki huzur verici gülümsemesini hissetmeye başlıyorum. Doğrudan yanıma gelip selam veriyor. Tanışıyoruz. Adı Yiğit. 35-40 yaşlarında. Zaman tenine büyük izler bırakmış olsa da ruhundaki gençliği alıp götürememiş. Pozitif enerjisi bütün yorgunluğumu unutturuyor. Kaynar köyündenmiş. Ömrü dağların arasındaki bu küçük ovada çobanlıkla geçmiş. Şehre çok az gidermiş. Onunla da yaylaları, köy hayatını uzun uzun konuşuyoruz. Vaktin daraldığını farkediyor ve istemesem de kendisine veda ediyorum. O esnada benden bir istekte bulunuyor.

– Benim hiç fotoğrafım olmadı. Fotoğrafımı çeker misin?

Küçük çobanların aksine konuşurken bisikletimi değil de fotoğraf makinamı gözüyle süzmesini şimdi anlıyordum. Elinde sopası ile birkaç poz veriyor bana. Bloğumdan bahsediyorum ama interneti yokmuş. İlk fırsatta bu fotoğrafları çıkartıp sana getireceğim deyip ayrılırken birşey kafama takılıyor.

Yiğit’in çektiği ilk fotoğraf.

-Peki sen hiç fotoğraf çektin mi?

-Hayır

-Benim fotoğrafımı çeker misin?

İşte bu fotoğraf, hiç fotoğrafı çekilmeyen Yiğit’in elinden çıkma. O tarihten itibaren Çukurhisar’a henüz yolum düşmedi ama Yiğit’in fotoğrafını teslim etmek için tekrar o yollara düşeceğim.


Fotoğrafını Ulaştırdık

16 Nisan 2017 tarihinde 5 arkadaşla Çukurhisar’a tekrar pedalladık. Kaynar köyünün çeşmesi başında mola verirken Yiğit ile karşılaştık ve fotoğrafını teslim ettik.

Facebook Yorumları

Yusuf

Şeyma’nın eşi, Bilal’in babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Bisiklete binerim. Dağda ovada suda gezerim. Uçmak istiyorum ama tereddütlerim var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir