Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 1649 Yılının Maraş, Göksun, Elbistan ve Afşin’i

Evliya Çelebi Seyahatnamesi III. Cilt – Şam ve Filistin’e Seyahat

Evliya Çelebi on ciltlik seyahatnamesinin üçüncü cildinde, İstanbul’dan Filistin’e uzanan yolculuğuna yer vermiştir. 1648 yılından İstanbul’dan yola çıkan Çelebi, 1649 yılında Filistin’e ulaşmış, İstanbul’a dönerken Maraş, Göksun, Afşin ve Elbistan’a uğramıştır.

Aşağıdaki metin, seyahatnamenin Pertev Paşa Kütüphanesindeki 1896 yılında basılmış eski harfli nüshası esas alınarak Eğitim Bakanlığı tarafından Devlet Matbaasında yeni harflerle 1935 yılında basılan nüshadan alınmıştır.

İlk önce Maraş’a ardından Göksun’a uğrayan Çelebi, Afşin ve Elbistan’a uğramadan önce Kayseri ve Aksaray’ı ziyaret etmiştir.

Evliya Çelebi 1671-1672 yıllarında hac ziyareti dönüşünde Maraş’a bir kez daha uğramıştır. Seyahatnamenin dokuzuncu cildinde tekrar yer verdiği Maraş şehrine ilişkin gözlemlerini buradan okuyabilirsiniz.


Evsâf-ı kal‘a-i kadîm ve şehr-i azîm Mar‘aş

Bunun dahi cemî‘i sitâyiş-i şehr-engîzi cild-i (—) yetmiş gûne hüsniyyâtiyle tahrîr u temdîh olunmuşdur, ammâ evvelki seyâhatımızda bu Mar‘aş-ı ıyş şehrinin kal‘a-i kadîmin ve şehr-i Mar‘aş-ı atîk zemînini ve gayri niçe âsârların görmemiş idik. Hâlâ manzûrımız olup anı beyân eder.

Bu şehr-i cedîdin cânib-i kıblesinde hâlâ bağlar olduğu zemîninde Mâr‘aş-ı kadîm şehr-i azîm imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları nümâyândır. Sebeb-i vîrânî oldur kim Hazret-i Ömer radiyallahu anh zamân-ı hilâfetlerinde bizzât kendüleri Kuds-i şerîfi feth edüp “Âyâ kayser-zemin niçe ola?” deyü birkaç bin guzât-ı muvahhidîn ve hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Alî ile Haleb’e ve Ayntâb’a ve Kayseriyye’ye ve Mar‘aş âhir-i arz-ı mukaddesedir deyü gelüp Mar‘aş kayseri olan Cimcime’ye ve Mar‘aş ahâlîsine bir nâme yazup Esved ibn Mıkdâd ile nâmeyi Cimcime kaysere gönderdikde kırâ’at edüp “Evvel bir Allah, sânîyen Muhammed lev-lâk, sâlisen Çâr-yâr-ı güzîn nâmemiz vusûl buldukda evvelâ dîn-i mübîni kabûl edesiz, sânîyen kal‘ayı teslîm edesiz, sâlisen harâc kabûl edesiz” deyü nâmeyi bu gûne istimâ‘ etdiklerinde derhâl Mar‘aş kavmi şehri hâlî bırağup şîr dağına firâr ederler. Mıkdâd ibn Esved bu hâli gördüği minvâl üzre Hazret-i Ömer’e ve Hazret-i Alî’ye i‘lâm etdikde cümle sahâbe-i kirâm bir yere cem‘ olup “Mar‘aş hâlî ve vîrân kala deyü bed-du‘â edüp yine Kudüs’e ve Medine’ye giderler. Ol sebebden eski Mar‘aş harâb olup ba‘dehû sene (—) târîhinde Alâüddevle Zülkadiriye ya‘nî Mar‘aş sâhibi olup bu Mar‘aş’ı imâr edüp müfîd ü muhtasar bu kal‘ayı bir vâdinin meyânında cebel-i şîr dâmeninde Omzı-keçili nâm bir püşte üzre Mar‘aş kal‘asın binâ eder. Ba‘dehû Süleymân şâh mücedded bu kal‘a binâ edüp içine er koyup eyâlet-i Mar‘aş’a mutasarrıf olduğu mukaddemen mastûr [u] mufassaldır. Ve cebel-i şîr’den bu şehre [62a] bir ayn-ı câriye revân olur. İsmine Bunarbaşı derler. Bir mesîregâh u teferrücgâh yerdir. şehrin cümle erbâb-ı ma‘ârifi anda cilvelenirler. Ol şu şehre girüp sekiz aded âsiyâb-ı dakîk devrân etdirir. Ve şehir kıble cânibinde Elmalı köyü tarafından bir nehir dahi şehrin bâğçeleri içre cereyân ederek on altı göz değirman dahi döndürür. Bu yigirmi dört göz değirmân cümle vakıfdır.

Cümleden şehr içinde Alâüddevle câmi‘i haremindeki değirman gâyet serî‘ âsiyâbdır. Cümle cemâ‘at-ı kesîre bunun mîzâbından tecdîd-i vuzû‘ ederler. Bu şehrin cânib-i (—) bir yaylağ-ı kûh-ı bülend vardır. İsmine (—) (—) derler, bir cebel-i bülenddir kim vasfında lisân kâsırdır. Ol cebel-i müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir havz-ı azîm vardır. Gûyâ buheyre-misâldır. İsmine Karagöl derler. şehr-i Mar‘aş’a üç sâ‘at yerdir. Bu Karagöl havzı kurbunda bir sarnıc-ı azîm vardır. Tûlen ve arzen dörder yüz adımdır. Zamân-ı kadîmde Cimcime kayserin bu yaylalarda ve Göksun yaylasında yetmiş bin sürü koyunu ve keçisi ve câmûsı ve sığırı var imiş. Cümle çobânlar bu hayvânâtları sağup süd-i sûdını bu havza döküp andan şehr-i Mar‘aş’a üç sâ‘atlik yer altından beyâz mermer kâriz Cimcime sarâyında havzlara dökülüp andan cümle halka leben-i hâlis bezl olunurmuş. Mâ-bâkîsi matbah-ı Keykâvûs’unda harc olunup âyende vü revendeye südli aş bezl olunurmuş. Bu kayser Cimcime eyle dârâta mâlik imiş kim rûz-merre matbahına ve gayri levâzımâtına ve cümle koyunlarına beher yevm yetmiş katır yükü tuz harc olunur imiş. Tâ bu mertebe bir kayser-ı Rûm-ı Cem-şân imiş. Anın zamânında bu Mar‘aş eyle ma‘mûr imiş kim şehrin bir ucundan bir tarafına horos damdan dama sıçrayup bir dâma giriftâr olmazmış. Hâlâ yine bir ma‘mûr şehr-i müzeyyendir. Bu şehrin cânib-i şarkîsi dağları ardı Elbistân sahrâsıdır. Anda bir nehr cârîdir kim (—) dağlarından gelir Aksu derler, Mar‘aş ve Ayntâb’ın cümle pembe ve pirinci anda hâsıl olur. Ol nehrin beri cânibi Mar‘aş’dır. Öte tarafı Ayntâb’dır kim mâbeyninde şîr dağı vardır. Tâ cebel-i Arafât’a müntehî bir kûh-ı bâlâdır. Bu kûhlarda ve büleydelerde cümle Türkmân kavmi sâkinlerdir kim lisân-ı kadîm kelimât ederler. İbtidâ lisânları Tatar-ı Buhârâ’dan (—) (—) (—) kalmışdır.

Lisân-ı Etrâk-i Sahih

On iki nev‘ üzre kelimât ederler. Bu kavmin ibtidâ tulû‘ları Mâverâü’n-nehr’de şehr-i Mâhân’dan hurûc edüp Âl-i Dânişmendiyye ve Âl-i Akkoyunlu ve Âl-i Selçukiyân ile ibtidâ Rûm’un bu diyârlarına kadem basup her biri birer diyâra istîlâ edüp gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır. Lisân-ı Türk-i kadîm lisân-ı Tatar’dır. Anların dahi on iki lisân-ı gûnâ-gûnları vardır. Bu Türkmân lisânı anlardan müteferrikdir.

Der-beyân-ı lisân-ı Türkmân

Aded hesâbları yine bir iki üç dört beş deyü ilâ âhir add ederler, ammâ sâ’ir ıstılâhları tahrîr olunur. Evvelâ

Cenâb-ı bâriyye Çalap Allah derler.
Yalvaç: Peygamber
Yüce Çalap: Âlî Allah
Heykel: Tılsım
Eyne: Câmi
Mezgit: Mescid
Fakı: İmâm
Ünlen: Mü’ezzin
Kancarıdaydın: Nerede idin?
Acarlı: Yeni
Arvana: Dişi deve
Darcıkma: Darılma!
Onat düz: Eyi eyle!
Kancarı yılıgan be?: Nereye gidersin bire?
Gümeç: Ekmek
Lavâşa: Ekmek
Pişi: Ekmek

Esmâ-i bintân [u] nisvân

Zahrüfâ, Çiğdem, Mâvzîne, Âşîde, Câm Câmeb, Gülhân, Gülfâm, Süsâm, Cân-zâr, Lelezâr, Cûybâr {Cüybâr)}, Hümâ, Âsîdâ, Âyşa, Hucân, Hundî, Döndi.

Esmâ-i cevârihâ-yı Türkmân

Yumalak, Dumalak, Peymene, Erebiye, Nârine, Nârince, Hava, Ruhan, Sürhan, Menevşe, Varka.

Esmâ-i çâkerân-ı Türkmân

Mısmar, Yüzulu, Yüzkulu, Yaşar, Fehred, Kahraman.

Esmâ-i a‘yân-ı recul-i Türkmân

Elemşâh, Kılıçalp, Dişbudak, Korkut, Boğaalp, Musladin, Yezîd, Mezîd, Mevzûd, Merden, Seyfalî.

Esmâ-i kabâ’il-i Âl-i Türkmâniyân

Evvelâ Âl-i Zülkadirli ve Karakeçili ve Deveyli ve Akkoyunlu ve (—) ve Mamaylı ve Pehlivânlı cümle Türkmâna serdârdır ve Kaçarlı ve Dermelek ve Yuvacık ve Keçeli ve Avşarlı ve Avcılar ve Dedeler ve Torunlar. Bunlar cümle Beğdili kabilesi add olunup Arabkîr ile Divriği mâbeyninde Sarıkeçili dağında yaylarlar.

Ballı gure: Harnûb
Kekremsi: Şarâb
Dutuk: Duvak
Halat: Hil‘at
Muhıdı geyen mi?: Ferâce giyermisin?
Bargım yavıncıdı.: Karnım ağrıdı.
Çöngeldim: Kocadım.
Bu-gaz ancılayın düz neccâr.: Bu kerre şöyle yap dülger.
Kırañda şarlı kekremsi hörpüldedir.: Taşrada şehirli şarâb içerler.
Irmağa çimen mi uşak?: Suya girer misin oğlan?
Naşı avatla heleşi mi eden hemi uşak?: Bilmedigin âdemle söyleşir miydin oğlan?
Eyne damının fakı mozallakıdır şu kişi: Câmi‘in imâm-ı kebîridir o kişi.
Ham halat: Çerçi esvâbı
Şarıkdı.: şehirli oldu.
Sındı: Makâs
Emcik: Meme
Damdazlak: Çırçıplak
Derimde bana uyan mı deyen be uşak?: Dadırda bana benzeyeyim mi dersin bre oğlan?
Gıllı gışlı şarlı gave hörpüldedirler.: Kinli kibirli şehirli kahve içerler.
Alat samat: Tez fevrîce
Öykünen mi kişi?: Uyar mısın adam?
Be niyden şu çepeli?: Bre neylersin su murdârı?
Belki dehleye gen yerden el bizi de danlayalar kişi!: Belki gözde uzak yerden halk bizi acebleye âdem!
Gözgü: Ayna
Tuşuma geldi.: Fikrime geldi.
Gökçek: Güzel
Cıllıkdırın bağrım.: Oynadır yüreğim.
Tahıl: Buğday
Dehle: Gözet
Birikdi alan yere cüm cümât – Bir yere geldi meydâna cümle cemâ‘at.

Çokuşman kızan – Üşmen oğlanlar!

Karaş: Zağar
Göbelez: Küçük zağar
Yitken: Tazı
Tola: Zağâr

Maftıl: Pazubend
Avnadım: Yuvarlandım.
Haşal it: Uyuz köpek
Sankı: Bengî

Bu Türkmân’ın niçe yüz gûne lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânlarını tercümân ile anlarlar, ammâ cümleden lisân-ı Etrâk-ı Çağatay fasihdir. Kavm-i Moğol ve kavm-i Boğol ve kavm-i Etrâk-i Kozak ve kavm-i Heşdek ve kavm-i Dağıstân ve kavm-i Lezgi ve Kumuk ve kavm-i Tatar-ı Buhârâ ve kavm-i Noğay-i Urumbat ve kavm-i Ulu Noğay ve kavm-i Kiçi Noğay ve kavm-i şıdak Noğay ve kavm-i Haydak ve kavm-i Badrak-ı Kırım ve kavm-i (—) (—) (—) bunlar cümle lisân-ı Türk-i Tatar’dır. Türkmân ve Âl-i Osmân cümle bunlardandır.

Ammâ Kalmuk Tatarı Çin ve Fağfûr ve Hıtâ ve Huten ve Moskov mâverâsında karanlık dünyâya varınca kavm-i Kalmuk başka Tatar’dır. On iki tâ’ifesi şâhları ve pâdişâh şehzâdeleri olup on iki aded lisânları var kim birbirlerinin lisânların anlamak ihtimâlleri yokdur. Cihânı dutmuş bir alay kavimdir. Moskov kralı ve Fağfûr ve Kozak tâ’ifesi bu Kalmah kavminden bîzâr olmuşdur. Rûy-ı arzda Cenâb-ı Allah iki kavmi bî-hesâb halk etmişdir. Biri Mısır cezîresinde on iki melik hükmünde Karalar kavmi çokdur. Biri de bu kavm-i Kalmak çokdur. İnşâ’allah mahalliyle bu Kalmak kavimleri dahi tahrîr olunur. Hemân Cenâb-ı Bârî sıhhât-ı beden, seyâhat-ı tâm, âhir nefesde îmân müyesser ede! Ba‘dehû bu Mar‘aş şehrin seyr [u] temâşâ etdigimizden sonra Mar‘aş’dan cânib-i garba (—) sâ‘atde,

Evsâf-ı kal‘a-i Kars-ı Mar‘aş

Devlet-i Âl-i Osmân’da üç Kars vardır. Biri Erzurûm Karsı biri dahi Silifke sancağında Karataşlık Kars’ı harâb olmada bir beldedir; biri bu Mar‘aş Kars’ı’dır.

Kars’ın sebeb-i tesmiyesi oldur ki (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) ve bânîsi (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) Mar‘aş hâkinde sancakbeği tahtıdır.

Mîr-i livâsının hâssı (—) akçedir. Zu‘amâsı (—) ve erbâb-ı timarı (—) ve alaybeği ve çeribaşısı vardır. Hîn-i gazâda paşası asker ile cümle sekiz yüz asker olup sefer eşerler. Ve yüz elli akçe kazâdır. Ve cümle (—) aded nâhiye kurâlarıdır. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır. Kal‘ası (—) üzre şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir seng-binâ kal‘a-i ra‘nâdır. İçinde cümle (—) hâne ve câmi‘i var, ammâ çârsû-yı bâzârı yokdur. (—) nâzır bir kapusu var. Ve aşağı varoş cümle (—) aded toprak örtüli bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayât sulı ma‘mûr kasabadır. şehr (—) den nehr-i sagîr-i (—) cereyân edüp iner. Nehr-i (—) mahlût olur. Bu şehrin ekseriyyâ ahâlîsi Mamalı Türkmânı’dır (—) .

Andan yine garba sâ‘atde Celâlî olan Gürcî Nebî şehri Develi (—) tarafımızda kalup (—) sâ‘atde

Menzil-i karye-i Sarıkamış

Bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr [63a] âbâdân kend-i kadîmdir. Andan (—) sâ‘atde,

Evsâf-ı cebel-i Göksun yaylası

Sûre-i (—) (—) [54] âyet-i şerîfi tefsîrinde lafz-ı mekâlîd kilid ma‘nâsına nâzil olmuşdur ya‘nî edîm-i arzı mekâlîdler ile kilidledim ya‘nî dağlar ile kilidleyüp rûy-ı arzı dağlar ile kilidledim ma‘nâsıyla cemî‘i müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve sûretü’n-Nebe’de [55] âyeti dahi o ma‘nâyı ilhâm eder. Ya‘nî “Habîbim, Muhammed’im! Biz dağları yeryüzüne kilid ve evtâd halk eyledik” buyururlar zîrâ rûy-ı zemînde ulu dağlar olmasa vech-i arza lerzân vâki‘ olurdı. Seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve cihân-geşt-i leyl [u] nehâr olan Papamunta mü’ellifi ve Atlas ve Minör ve Coğrâf kitâbları mü’elliflerinin kavl-i sahîhleri üzre rûy-ı arzda cümle yüz kırk sekiz aded ulu dağlardır kim bâlâda tahrîr olunmuşdur. Bu Göksun yaylası dağı dahi mezkûr yüz kırk sekiz cebel-i müntehânın birisidir. Eyle bir kûh-ı bülenddir kim medhinde kerrûbiyânlar felekde âciz-mândelerdir. Eyle bir kûh-ı azîmdir kim on kerre yüz bin âdem ve yüz kerre yüz bin hayvânât yaylasa vüs‘at üzre seyerân u devrân ederler.

Eyâlet-i Konya ve eyâlet-i Mar‘aş halkı ve niçe boy Türkmânları bu yaylada cilvelenüp birbirlerinden haberleri yokdur. Bu cebel-i âlîde olan nebâtât [u] giyâhât [u] ezhârât ahşâbât-ı işpeçar bir diyâr yaylağında yokdur. İllâ Erzurûm ensesinde Bingöl yaylasında bî-hadd u hasr haşîşât vardır. Ve niçe bin kaynak uyûn-ı câriyeler var kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir. Böyle bir kûh-ı vâsi‘dir. Hattâ sene 922 târîhinde Selîm şâh-ı evvel İrân-zemîn şâhı şâh İsmâ‘îl üzre sefere giderken Zülkadıriyye sâhibi Sultân Alâüddevle Mısır’da Sultân Gavrî tahrîkiyle bu Alâüddevle Âl-i Osmân askerinin ilerisin ve gerisin nehb [u] gâret etdükde Selîm Hân Sultân Gavrî’ye nâmeler gönderüp “şu Alâüddevle’yi zabt edin memerr-i asâkir-i İslâm üzre rehzenlikler eder, hakkından gelin yohsa hakkından gelirim” deyü nâme gönderdikde Gavrî nâmeyi kırâ’at edüp nâmesinde “Hakkından gelmeğe kâdir isen gel” deyüp Selîm Hân’a nâme gönderir. Bir nâme dahi Alâüddevle’ye gönderüp “Göreyim seni şâh İsmâ‘îl’e niçe imdâd edersin” dedikde Selîm Hân Çıldır sahrâsında şâh İsmâ‘îl ile cenk ederken görse yigirmi bin kırmızı şâlvârlı Mısır silâhşörü pür-silâh cündi ve yigirmi bin Alâüddevle’nin Zülkadirli ve Mamaylı ve Pehlivânlı ve Yeni-elli Türkmân askeri ve şâh askeri, Selîm şâh’ı askeriyle ortaya alup kıra kıra inhizâm sadedinde iken Cenâb-ı Bârî yârî kılup nesîm-i nusret Selîm Hân tarafına esüp cümle Mısrîleri ve Türkmâniyânları ve şâh askerin cümle dendan-ı tîğdan geçirüp şâh İsmâ‘îl ancak yetmiş aded kimesne ile Âzerbâycân’a cân atup Selîm Hân şâh-ı İrân-zemînin yedi aded mîr-i mîrânlık yerlerin feth edüp der-i devlete geldi. Andan mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmlardan fetvâ-yı habl-i metînler alup Mısır Sultânı Gavrî Kızılbaş’a imdâd etdiğiyçün üzerine sefer edüp Selîm Hân Kayseriyye’ye geldüği mahalde hâkim-i Mar‘aş Alâüddevle bu Göksun yaylasında yüz bin asker cem‘ edüp Selîm Hân’ın Mısır üzre gitmemesine âmâde olup gûnâ-gûn rahzenlikler ederken Selîm Hân vezîria‘zamı olan Tavâşî Sinân Paşa’yı ve vezîr Ayas Paşa’yı kırk bin asker ile Göksun yaylasına gönderüp Alâüddevle ile bir ceng-i perhâş [u] savaş etdiler kim Âl-i Osmân’ın on bir ceng-i azîminin biri dahi bu Göksun cengidir. Âhir bi-emri Hudâ Sinân Paşa mansûr [u] muzaffer olup Sultân Alâüddevle’yi yetmiş boy beğleriyle ve yetmiş aded ümerâlarıyla cümle katl edüp Selîm Hân’a kellelerin nâmeler ile Gavrî’ye gönderüp, “İşte haklarından geldim hâzır ol vaktına!” deyü haber gönderdikde yüz bin asker ile Merc-i Dâbik sahrâsında münhedim olup Mısır’a firâr eder. Hâlâ üstühân-ı Mısrîler vâdi-i Merc-i Dâbik’da püşte püşte yığılıdır ve Türkmân uzuvları Göksun yaylasında yığın yığındır kim hâlâ kabr-ı Alâüddevle ve yetmiş bin Türkmân bu Göksun’da medfûndur. Diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Vasıfdan müberrâ bir yaylağ-ı ra‘nâdır. Andan yine cânib-i garba (—) sâ‘atde,

Menzil-i karye-i Künek

Bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayât uyûnlı ve kenîseli Ermenî köyüdür. Bu yaylanın cânib-i garbîsi Kayseriyye hâkidir. Andan yine garb tarafına (—) sâ‘at gidüp

Menzil-i Değirman Boğazı

Beş yüz hâneli ma‘mûr ve deyrli Ermenî köyüdür. Andan cânib-i garba (—) sâ‘atde

Evsâf-ı taht-ı kayâsire, şehr-i azîm ve binâ-yı kadîm kal‘a-i Kayseriyye

Evliya Çelebi, Göksun’dan sonra Kayseri, Niğde ve Aksaray illleri anlatıyor.

Sivas’a gitdiğimiz menâzilleri beyân eder

(—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) günde Mar‘aş Karsı hâki sağ tarafımızda kalup Mar‘aş hâkinde

Evsâf-ı kasaba-i kadim Elbistan

Bir düz sahrâda (—) çayı kenarında ensesi Ashâb-ı Kehf dağlı, bâğçe ve bâğlı, bin mikdâr hâneli, türâb-ı pâk ile mestûr şehirdir. Mar‘aş paşası hâssı olmağıla subaşılıkdır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (—) kurâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Ekseriyyâ ahâlîsi Türkmândır. Bu şehrin cânib-i şarkîsi zamân ile âbâdân imiş. Ancak zulümden bu kadar ma‘mûrdur. Câmi‘-i ve hânı ve hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Haftada bir azîm bâzârı durur. Bu şehrin (—) tarafı hâricinde bir hayli mesâfe-i ba‘idede,

Ziyâret-i Ashâb-ı Kehf

(—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) ammâ Adana Tarsûsu’ndaki mağâralarda olan Ashâb-ı Kehf gibi bu Elbistân’da Ashâb-ı Kehf’in sadâları gelmez. Bu hakîr Ashâb-ı Kehf’i üç yerde ziyâret etdik. Kankısı sahîh ola ma‘lûmum değildir. Yohsa Takyanus zulmünden her biri birer diyâra mı firâr etdiler. Bu husûsda Tarsûs ulemâsıyle Mar‘aş ulemâları mâbeynlerinde mübâhase-i azîmler olup ahâlî-i Tarsûs “Ashâb-ı Kehf bizde medfûndur”, der. Mar‘aşlı “Bizim Elbistân’daki kehflerde hayâtda olup niçe kerre kelblerinin sedâsı istimâ‘ olunmuşdur” derler. Ammâ bu abd-i hakîr gâyet takayyüd edüp bu Elbistân’daki kehfde aslâ bir sedâ istimâ‘ etmedim. Andan cânib-i şimâle (—) sâ‘atde,

Evsâf-ı kasaba-i Aşdı

(—) hâkinde Türkmân ağası hükmündedir ve yüz elli akçe kazâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır. şehri bir çukur yerde (—) deresi kenarında bin hâneli ve serâpâ hâk-i pâk ile mestûr tahtânî ve fevkânî Türkmân halkı sâkin bâğlı ve bâğçeli hâne-i zibâlardır. Müte‘addid câmi‘leri ve mesâcidleri ve hân u hammâmı ve çârsu-yı bâzâr-ı muhtasârı vardır. Andan yine taraf-ı şimâle (—) sâ‘atde

Evsâf-ı kasaba-i Gürün

(—) eyâletinde Vangel hâkinde yüz elli akçe pâyesiyle nâhiye kazâsıdır ve Türkmân ağası hükmünde bin aded hâk-i pâk ile setr olmuş sütûhlu bâğlı ve bâğçeli câmi‘li ve mesâcidli ve hân u hammâmlı ve sûk-ı sultânîli kasaba-i ra‘nâdır. Kethüdâyeri ve serdârı ve muhtesibi vardır. şehri içinden nehr-i (—) cereyân edüp (—) mahlût olur. Âb-ı hayâtdır. Cümle âhâlîsi Okçıoğlu kürkü geyer Türkmân kavmidir.

Facebook Yorumları

Yusuf

Şeyma'nın eşi, Bilal'in babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Bisiklete binerim. Dağda ovada suda gezerim. Uçmak istiyorum ama tereddütlerim var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir