Bir Osmanlı Doktoru Şerafeddin Mağmumi’nin Anılarında 1895 Yılının Maraş’ı

Doktor Şerafeddin Mağmumi

1869’da İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Asıl adı Eşref Fevzi’dir. Gülhane Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriyye’den 1894 yılında Tabip Yüzbaşı olarak mezun oldu. Mezun olduktan hemen sonra hekimliğe başlayan Mağmumi İstanbul’da bir müddet çalıştıktan sonra Türkiye’nin çeşitli vilayetlerindeki kolera salgınları ile mücadele etti.

Okulun ilk yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin bahçesinde temelleri atılan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alır. II. Abdülhamit döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin birçok üyesi gibi politik nedenlerle Fransa’ya gitmiştir. Paris’te gazete ve dergiler aracılığıyla siyasi faaliyetlerine devam eden Mağmumi, bir yandan da tıp alanında kendisini geliştirmiştir. 1901 yılında Mısır’a yerleşmiş, Kahire’de açtığı muayenesinde tanınan bir hekim haline gelmiştir.

Mesleğinin ilk yıllarında görevli olarak gittiği Anadolu ve Suriye seyahatlerine ilişkin anı ve notlarını da burada yayınlamıştır. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a dönen Mağmumi, uğrunda büyük mücadele verdiği Meşrutiyet’in menfaatçiler tarafından politik bir araç haline getirildiğini görünce yeniden Mısır’a döndü. 20 Temmuz 1927’de Kahire’de vefat etti.

Doktor Şerafeddin Mağmumi’nin farklı alanlarda yayınladığı eserleri şunlardır.

  • Kamus-u Tıbbi
  • Düşündüm ki (Makaleler)
  • Ramazan Hediyesi
  • Vücud-u Beşer (Anatomi)
  • Koleraya Karşı Müdafaa
  • Seyahat Anıları (Brüksel – Londra)
  • Seyahat Anıları (Fransa)
  • Seyahat Anıları (İtalya – İsviçre)
  • Seyahat Anıları (Anadolu – Suriye)
  • Nasıl Zengin Olunur
  • İlm-i Nebatat (Bitki bilimi)
Yüzyıl Önce Anadolu ve Suriye : Bir Osmanlı Doktorunun Seyahat Anıları

Bir Kitap1895-1896 yıllarında büyük bir kolera salgını ülkeyi kasıp kavurmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti, imparatorluğun sağlık işlerini yönetmek için Bongovvsky adındaki bir yabancıyı işbaşına getirmiş ve kendisine paşalık rütbesi vermiştir. Genç Doktor Şerafeddin Mağmumi bu kadro içinde kolera ile savaşmak için önce Bursa, Balıkesir bölgesine, ikinci kez Adana, Adıyaman, Maraş, Antep, Halep, Beyrut ve Şam’ı kapsayan bölgeye müfettiş olarak gönderilmiştir.

Genç doktorun gittiği yerlerde yalnız kolera değil, kanlı ishal, dizanteri ve tifo gibi birçok bulaşıcı hastalık kol gezmektedir. Doktor Şerafeddin Mağmumi, bu yolculukları sırasında hekimliğin dışında Anadolu’nun bu içler acısı durumunu, şehirleri, insanları, doğayı ve tarihi derinlemesine incelemiş, sonradan kitaplaştıracağı geniş notlar tutmuştur.

Şerafeddin Mağmumi’nin Anadolu ve Suriye Notları kitabı, Cahit Kayra tarafından 2000 yılında günümüz Türkçesi’ne aktarılmıştır.

Yazımızın devamı, her sayfası detaylı coğrafi, kültürel ve sosyal betimlemelerle dolu olan bu kitabın Maraş bölümlerinden kısa özetler içermektedir. Hatıra ve seyahatname meraklılarının kütüphanesinde mutlaka olması gereken, sınırlı sayıda basılıp Boyut Yayınları tarafından dağıtımı yapılan kitabı yayınevinin internet mağazasından temin edebilirsiniz. Ben Maraş’ta kitapçılarda bulamamıştım. Kitabın ilgili bölümlerinin tamamını çeviri telifli olduğu için buraya aktarıyorum. Mağmumi’nin notlarının aslına eriştiğim takdirde Maraş bölümlerinin tamamını kendim çevirip burada yayınlamayı planlıyorum.


Maraş’a Yolculuk

Osmaniye’de kolera ile mücadele ederken Maraş’ta şüpheli durumlar olduğuna dair gelen telgraf üzerine 10 Temmuz 1895’de Mağmumi kendi ifadesiyle Mer’aş yoluna koyulur. Maraş’a kadar eşsiz ormanlarla kaplı dağ yollarını kullanır. Yol boyunca karşılaştığı çağlayan ve pınarlar kendisini adeta büyüler. O zamanlar Bulanık ilçesinin merkezi konumunda olan Bahçe’de çiğ köfteyle tanışır. Hac Beli’nde erkeklerin keçileri sağdığı yörük çadırlarına konuk olur.

Maraş’a yaklaşınca karantina uygulaması vardır. Pülverizatör yardımıyla tütsülendikten sonra geçmelerine müsaade edilir. At sırtında süren yolculuğun üçüncü günü Maraş uzaktan görünür. Mağmumi’nin ilk bakışta dikkatini ovayı kaplayan pirinç tarlaları, Ahır Dağı’nın heybeti ve Akçay (Aksu) çeker.

Mer’aş

Maraş’ı genel olarak anlatırken dağlarını, ovalarını, akarsularını örnek vererek Bursa’ya çok benzediğini belirtir. Uzaktan hoş görünen şehrin içinin harap olduğunu, bu durumun şehirde meydana gelen iki büyük yangından kaynakladığını duyduğunu aktarır.

Saraçlığın ve ceviz oymacılığın çok geliştiğini, bu ürünlerin Avrupa mallarıyla yarışacak düzeyde zarif olduğunu belirtir. Mağmumi Maraş’ta neredeyse her şeyin çok ucuz olduğunu görür. Maraş’ta en zor işin para kazanmak olduğunu söyler.

Mer’aş olağanüstü ucuzluk olup bir batman et 4-5 kuruşa, bir batman nefis tereyağı 12-15 kuruşa, en âlâ üzümün batmanı 20-30 paraya (0,50-0,75 kuruş) idi.

Ucuzluğun sebebini de günümüzde hala en büyük sorunlarımızdan bir tanesi olan ulaşıma bağlar. Şehrin Adana’ya demiryoluyla, Halep’e ise şoseyle (karayolu)  bağlanması durumunda birçok tarım ve sanayi ürününün değer kazanacağını, şehrin daha bayındır olacağını belirtir.

Tıpsal Topografya

Bugün büyük bölümü ormanlarla kaplı Ahır Dağı’nın tamamen çıplak olduğunu ama eteklerinde 17000’e yaklaşan bağ bulunduğunu söyler.

Bugünkü Pınarbaşı olarak bildiğimiz şehrin batı tarafını sulayan Kırkgöz’e ve şehrin doğu tarafını sulayan Pekgöz’e uğrar. Suların çok güzel olduğunu ama çıkar çıkmaz yün ve çamaşırların yıkanması, hayvanların sulanması gibi bilinçsiz kullanım nedeniyle gözünde kirletildiğini belirtir. Bu gözlerden açık kanallarla şehre dağıtılan suların yolda iyice kirlendikten sonra evlere borularla dağıldığını görür.

Belediye Ahvali

Maraş’ın taş döşeli kavisli çarşıları, dışardaki helaları, kerpiçten yapılma kiremit örtülü evleri Mağmumi’nin kalemiyle gözünüzde canlanır adeta. Belediye’nin yeterince hizmet etmediğini ilginç bir örnekle anlatır.

Kasabanın temizliği ahaliye verilmiş olup birkaç günde bir çoluk çocuk süpürge ve küreklerle sokaklara üşüşerek ortalığı süpürmektedirler. 

Mağmumi şehri anlatırken doktor kimliğinden kurtulamaz konuyu sıkça sağlığa getirir.

Mer’aş’taki hastalıklar çeltikler nedeniyle sıtmaların her türü, sular üstünde yüzen kanlı basur, tifo ve ishaller ve her türlü göz hastalıklarıdır.

Elbistan, Afşin ve Zeytin’e Yolculuk

Mağmumi Maraş’ta birkaç gün geçirdikten sonra Elbistan ve Zeytun’da denetlemeler yapmak ister. Bu amaçla temmuzun ortasında Kısık Vadisi yoluna düşer.  Zorlu yolda kendisine üç jandarma ve bir katırcı eşlik eder. Yolun ne kadar çetrefilli olduğuna dair hikayeleri işittikten sonra hem yük hem de binek için katır seçer.

Mekkâreci katırı püsküllü ve saçaklı ve sırtını incitmeyen hafif eğerden pek memnun olduysa da katır henüz birinci kez başına takılan başlıktan, ağzına sokulan gemden huylandı. 

Ahır Dağı’nı aştıktan sonra Ceyhan Vadisi’nin güzelliğini uzun uzun anlatır Mağmumi. Kısık Vadisi’nde yüzlerce metre yükseklikte uçurum kenarındaki dar patikaları ürpererek geçer.

Denizde kayığa binenlerin “Yaşamla ölüm arasında bir karış var!” dedikleri gibi şimdi bizim de yaşam ve ölümümüz arasında bir katır tırnağı kalmıştı. Hem de maazallah ne müthiş ölüm.

Ceyhan’ın bu dar vadisinde yaban domuzu, ayı ve pars yuvaları görürler.  “İt Atan”, “Kanlı Bel”, “Karga Konmaz” gibi mıntıkalardan geçtikten sonra vadiden çıkıp Ekinözü İçmelerine varırlar. Günümüzde genellikle içerek kullanılan içmelerin o dönemler etrafı örülü bir havuz vasıtasıyla banyo kürü olarak da kullanıldığını görür.

Elbistan Kasabası

Maraş’tan yola çıktıktan üç gün sonra Elbistan’a ulaşır. Elbistan’da ilk dikkatini şehrin bir adada bulunması çeker. Elbistan Ulu Camii ortada dururken garip bir şekilde anlatılacak seviyede büyük bina görmediğini belirtir. Temmuz ayında olmasına rağmen Elbistan’ın soğuğunun meşhur olduğunu anlar.

Zemheride insanın eli yaş iken demiri tutsa yapışır. El yüz yıkanınca sakal ve bıyıktan buzlar sallanmaya başlarmış.

Ceyhan’ın kaynağında doğal olarak oluşan saz ve yosunlar ile etraftaki kerpiç atölyeleri nedeniyle sıtmanın çok yaygın olduğunu görür. Kendilerine telgrafla bildirilen bulaşıcı hastalığın ise kolera olduğunu tespit eder. Hekim ve eczane bulunmayan Elbistan’da yanında getirdiği ilaçlarla hastalara yardım etmeye çalışır. Şehirden ayrılmadan öncede Malatya’dan bir hekim getirterek Elbistan’da hastalık bitene kadar geçici olarak görevlendirir.

Eshab-ı Kehf

Elbistan’dan ayrılıp tekrar Zeytin yoluna düşer. Bu kez Kısık Vadisi’ni kullanmaz. Önce Efsus’a (Afşin) uğrar. Efsus’da mezarlıklarda gördüğü mermer sütunlar buranın Roma döneminde ne kadar büyük bir şehir olduğunun kanıtıdır Mağmumi’ye göre. Efsus’ta “Binaktilos Dağı” eteğinde bulunan “Yedi Uyurlar'” mağarasına da uğrar. Yıkılmak üzere olan binanın içinden geçerek “İsa Mescidi” ve Yedi Uyurlar’ın uzun süre uyuduğu Mağara’yı ziyaret eder. Mağmumi’nin Eshab-ı Kehf’i detaylı anlattığı notlarından o dönmeler bile Tarsus ve Afşin arasında gerçek Yedi Uyurlar Mağarası çekişmesi olduğunu anlıyoruz.

Eshab-ı Kehf’ten sonra Ericek köyüne ulaşır. Hastalık nedeniyle o yıl yaylaya çıkamayan köylüler, yaz sıcağından bunaldıkları için evlerin dışında kıl çadırlarda yaşamaktadır. Ağanın çadırında bulgur pilavı, tereyağı ve yoğurt yedikten sonra geceyi orada geçirirler.

Zeytin

Ertesi gün Zeytin’e ulaşırlar. Bağ, bahçe ve katırcılıktan başka geliri olmayan Zeytin halkının çok fakir ağasının ise Rotschild gibi Zengin olduğunu anlatır. Civar dağlarda bulunan demirin eski usullerle silah üretiminde kullanıldığını da ekler. O dönemler sık sık cereyan ettiği bilinen isyanların izlerini de görür.

Kaymakam Avni Bey, odasının duvarlarındaki kurşun deliklerini göstererek, daha önce Ermenilerin karşı kiliseye kapanarak daire-i hükümeti bombardıman etmiş olduklarını söyledi.

Zeytin’de çalışmalarını tamamladıktan sonra Maraş yoluna koyulan Mağmumi, yolda Ilıca’ya uğrar. Ilıca’nın günümüze ulaşmayan üstü kubbeli adı “Kudret Hamamı” olan havuzunu ziyaret eder. Yolda posta taşıyan Jandarmalarla birlikte sayısı artan kafile Ceyhan Vadisi’ne ulaşır, günümüze ulaşmayan ahşap Hamidiye Köprüsü üzerinden Ceyhan’ı geçer ve Maraş’a ulaşırlar.

Mer’aş’tan Antep ve Halep’e Yolculuk

Maraş’ta birkaç gün dinlenen Doktor Mağmumi Temmuz’un son günü Maraş’tan ayrılır. Maraş ve Pazarcık Ovalarında sinekler arasında zorlu bir yolculuktan sonra Antep yakınlarındaki karakola ulaşır. Maraş’ın Avrupa ürünleriyle yarışan ceviz oyma ürünlerini de yanında getirmiştir.

Gece saat yedide kayalık bir boğazdan geçip jandarma karakoluna ulaşıldı. Avluya Mer’aş’ta yaptırdığım seyyar yolcu karyolasını kurup uykuya daldım.


Facebook Yorumları

Yusuf

Şeyma’nın eşi, Bilal’in babasıyım. Endüstri Mühendisiyim. Küçük şehirleri severim. Tarih ve arkeolojiye meraklıyım. Bisiklete binerim. Dağda ovada suda gezerim. Uçmak istiyorum ama tereddütlerim var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir